Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hazal ve Sinan gittiğinde Bera kapıyı kapatıp Akça'ya baktı. Yutkundu ve kadının alnına uzun bir öpücük bıraktı.
"Korkuttun beni."
Akça boğazına oturan yumrukla ellerini adama doladı.
"İyiyim ben."
Derin bir nefes aldı Bera.
"Sen hep iyi ol."
Akça dolu gözlerle ayrıldı adamdan. Hala içinde bulunduğu durumu kabul etmekte zorlanıyordu.
"Benim karnım acıktı biraz." "Acıkır tabi." dedi ve güldü adam.
"Dünden beri midende ne kaldı ki? Gel yemek hazırlayayım sana."
İkisi birlikte mutfağa girerken Akça sandalyeye yerleşti. Bera ise dolabı açmıştı.
"Çok tuzlu, yağlı şeyler yemek yok. Tavuk suyu çorbası iyi geliyormuş, ondan yapayım."
Akça şaşırmıştı.
"Baya baya çorba yapacaksın bana?"
Bera güldü.
"Tabiih. Gidip karım hasta, ona bir çorba yapar mısın diyeceğim bir annem yok ki. Ben kendi kendime öğrendim bunu."
Kadın buruk bir gülümsemeyle baktı ona. Bera arkası dönük bir şekilde çorbayı yapmaya başladığında Akça'nın elleri istemsizce karnına gitti.
Bera'nın böyle bir şeyi istemeyeceğini düşünüyordu. Çünkü o gece kalbinde bıraktığı yaranın bi sonucuydu bu bebek. Oturduğu yerde dikleşti ve aklına gelen şeyle yutkundu.
"Bera, ben hastaneye gitsem mi?"
Adam kaşlarını çatarak önüne döndü.
"Kötü mü hissediyorsun?"
Akça kafa salladı.
"Çok kötü bir gece geçirdik zaten. Ne ben uyudum, ne de seni uyuttum. Belki serum falan bağlarlar."