Ne yapacağımı bilemezken gözlerim yuvalarından çıkacakmış gibi pörtlemişti.
Efkan da bana bakarken ikimiz de hareket edemiyorduk.
"Meva neredesiniz be abim? İki saattir sizi bekliyorum."
Abim bizi gördüğünde "Lan ne oluyor burada?" diye bağırdı.
Abimin bağırışı ile hareket edebilirken hızla Efkan'dan birkaç adım uzaklaştım.
"Abi."
"Abi ne? Oğlum siz kardeşiz gibiyiz demiyor muydunuz? Bir odaya girdim kardeşimle arkadaşım... Hemen bir açıklama istiyorum."
"Abi sen kapıyı aniden açınca bana çarptın ve ben öyle yani düştüm. Düştüğümden oldu."
Abim, "Hadi kapı çarptı diye düştün diyelim. Aranızdaki boy farkına bakar mısın? Sen yukarı doğru mu düşüyorsun?" diye sordu.
"Oflaz öyle değil. Biz boy konusunu konuşuyorduk. O sıra Meva bana yetişmek için parmak ucuna çıkmıştı. Ben de yani eğilmiştim."
Abim ikimize de sırayla baktı ve "Aranızda bir şey yok, değil mi?" diye sordu.
"Yok abi. Efkan ile beni biliyorsun. Çocukluk arkadaşıyız." dedim.
"Annem kahvaltı hazırlayıp gitmiş. İki dakika içinde mutfağa gelin." diyerek odamdan çıkan abim ile derin bir nefes verdim.
Odamı bir sessizlik aldığında Efkan'a baktım.
O da göz ucuyla bana bakıyordu.
"Az önce dengemi sağlayamamıştım." Ye mırıldandım.
"Anlıyorum. Ben de şaşırdım yani."
"Bu konuyu temelli kapatalım mı?" diye sordum.
"Tabii, olur. Kapatalım."
"O zaman ben içeri geçiyorum ya da birlikte gelebiliriz. Bugün çok işimiz var." dedim.
"Şey yapalım. Sen Barlas'a yazıp buluşma ayarla. Onunla buluşacağımız saate göre diğer planlarımızı da gerçekleştiririz." dedi.
"Tamam öyleyse. Ben mesaj yazıyorum."
"Tamam ben de abinin yanına gidiyorum."
"Tamam."
"Tamam."
Efkan kaçarcasına odamdan çıktığında yatağıma oturdum. Az önce ne yaşamıştık?
Derin bir nefes alıp verdim ve telefonumu açıp Barlas'a mesaj yazmaya başladım.
"Bugün boş musun? Sana tişörtünü getirmek istiyorum."
Birkaç dakika sonra "Tabii boşum. Saat kaçta buluşuruz?" diye cevap verdi.
"En kısa sürede buluşsak? Bugün yoğunum." yazdım.
"Ben şimdi yurttayım. İstersen bir saate buluşalım."
Bir saat bizim için de yeterliydi.
"Dün buluştuğumuz kafede bir saate buluşalım öyleyse. Olur mu?"
"Olur tabii. Tek biz mi olacağız?" diye sorduğunda "Efkan da gelecek. Senden sonra onunla birlikte Ceylan'ın yanına gideceğiz." yazdım.
"O gelmese olmaz mı?" diye sorunca kaşlarım çatıldı.
"Neden?"
"Senin arkadaşın, biliyorum ama biraz tuhaf davranıyor. Konuşmamızı istemiyor gibi araya giriyor."
Barlas burada haklıydı. Efkan gerçekten öyle davranıyordu.
"Abartırsa ben onu durdururum."
"Sen ne dersen o." yazdığında "Öyleyse bir saate görüşürüz." yazdım.
"Görüşürüz."
Telefonumu kapattım ve hazırlandıktan sonra abimlerin yanına gittim.
İkisinin çoktan oturup kahvaltıya başladığını görünce "İnsan beni de bekler." dedim.
"Laf edeceğine oturup sen de ye." diyen abim ile boş yerlere baktım.
Efkan'ın yanı ve abimin yanı boştu. Hiç düşünmeden abimin yanına oturduğumda Efkan'ın karşısına oturmuş oldum.
Benim için konulan meyve suyunu içerken Efkan'a baktım. Onun da bana baktığını görünce kafamı anında önüme çevirdim.
"Barlas cevap verdi mi?" diye soran Efkan'a "Dünkü kafede bir saate buluşacağız." dedim.
Abim merakla "Niye buluşuyorsun?" diye sordu.
"Efkan ile gidip tişörtünü vereceğiz." dedim.
"Ben de Ceylan'ın yanına gideceğim. Siz de sonra yanımıza gelin." dedi.
"Biz de zaten Ceylan'ı görmek için gelecektik." dedi Efkan.
"Geç kalmayın." diyen abimi başınız ile onayladım.
Kahvaltıya başlarken göz ucuyla ona baktım. Gözlerim dudaklarına kayarken az önce olanlar aklımdan çıkmıyordu.
Efkan'ı öpmüş mü sayılıyordum? Ah bilmiyorum. Sadece dudaklarımız temas etmişti. Herhalde öpmek sayılmazdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ruh Temsilcisi
FantasyTüm ara elementlerin koruyucu hayvanını canlandırmak için çalışan bir gezegende doğan ana karakterimiz element taşını bulmak için girdiği sihirli ormanda beklenen kişi olduğunu öğrenir. "Güneş Parlarken" adlı kitabın ikinci kitabıdır.
