Efkan'ın yarasını temizledikten sonra "Az dikkat etsen ne olur?" diye sordum.
"Ben de bilerek kendime zarar vermiyorum. Biraz sakarım." dedi.
Gülerek, "Biraz mı?" diye sordum.
"Evet, biraz."
"Salak bir kıvırcıksın." dedim.
"Sen sanki mükemmelsin."
Sırıtarak "Evet, mükemmelim." dedim.
Efkan, "Çok egolusun turuncu." dediğinde "Biliyorum." diye cevap verdim.
Efkan bu dediğime gülerken "Sen niye gelmiştin?" diye sordum.
"Sen gelmeyince merak ettim. Şey oldu sandım."
Anlamayarak "Ne oldu sandın?" diye sordum.
"Son olanlardan sonra benden kaçtığını."
Tatlı bir tebessüm ile "Senden asla kaçmam. Gelmeme sebebim de çanta hazırlayacak olmamdı." dedim.
"Kaçmayacağını biliyorum. Yine de korktum."
Ayağa kalktım ve "Aç mısın?" diye sordum.
"Annem bir şeyler yiyelim diye benimle birlikte yemek göndermişti. Seninle birlikte yemekleri iyi gömerim."
Gülerek "O zaman önce kırılan bardağı toplayalım. Sonra yemek yeriz." dedim.
"Tamam."
Mutfağa döndüğümüzde önce büyük cam parçalarını çöpe attık.
"Başka büyük cam parçası var mı? Yoksa süpürge yapacağım." dedim.
Efkan yerlere dikkatle bakarken "Masanın altında bir tane var. Bekle alayım." dedi.
Masanın altına girip camı aldığında masanın altından çıkarken kafasına dikkat etmesini söyleyecekken Efkan kafasını masaya vurdu.
"Daha az önce dikkat hakkında konuştuk. İnsan hiç mi ders çıkarmaz?" dedim.
Efkan kafası için sızlanırken "Bilerek olmadı ya." dedi.
"Bir de bilerek olsaydı."
Efkan masanın altından çıktığında aldığı cam parçasını çöpe attı.
"Canın çok yandı mı?"
"Biraz."
"Eğ kafanı, bakayım."
Efkan sözümü ikiletmeden kafasını öne eğince "Kafanın neresini vurdun? Göster." dedim.
Efkan eliyle vurduğu yeri işaret edince ellerimle saçlarını yana ayırıp yarasına baktım.
Hafif şişmişti.
"Buzdolabından buz alıp koy. Şişmiş hafif."
Efkan dediğim gibi buzdolabından buz aldıktan sonra kafasına koydu.
"Meva bu buzlar etki etmiyor."
"Saçların, buzların derine değmesine engel oluyor olabilir mi?"
Efkan kısa bir süre düşündü.
"Olabilir."
"Saçlarının içine at buzları."
Efkan dediğim gibi buzları saçının içine attığında "Çok soğuk." diye sızlandı.
"Katlanacaksın. Mızmızlanma."
Efkan dudağını büzdüğünde onun bu şebek hallerine güldüm.
"Sandalyede oturup bekle. Süpürge yaptıktan sonra yemek yeriz." dedim.
Efkan uslu bir çocuk gibi "Tamam." deyip sandalyeye oturunca süpürge yaptım.
Süpürgeyi kaldırdıktan sonra Dilay Teyze'nin hazırladığı yemekleri çıkarıp masaya koydum.
Çatal ve kaşık çıkardıktan sonra Dilay Teyze'nin yaptığı yemeklere iştahla baktım. Hepsi ev sevdiğim yiyeceklerdi.
"Yapmasını ben istedim. Bana da teşekkür etmelisin."
"Adamın dibisin." dedim ve yemeklere daldım.
"Meva."
Ona dönüm ve "Efendim." dedim.
"Benden hoşlanıyor musun?" diye sorduğunda sanki inme inmiş gibi donakaldım.
Bir anda bunu sormasını kesinlikle beklemiyordum.
"Bu konu nereden çıktı?" diye sordum.
"Çünkü ben senden hoşlanıyorum ve senin duygularını merak ediyorum."
Çatalımı masaya koyarken "Bunu sonra konuşsak olur mu?" diye sordum.
Kaçmak istiyordum.
"Kaçmaya çalışma Meva. Ne hissediyorsan açık açık söyle. Burada seni yargılayacak biri yok."
Derin bir nefes aldım
"Son günlerde sana olan bakış açım değişti ama bunun nedenini çözemedim."
"Sana olan hislerim aşk mı yoksa son olanlardan dolayı yanlış anladığım bir duygu mu çözemiyorum. Belki de bu hoşlanmanın sebebi çoğu arkadaşlıkta olan yanlış anlaşılmadır. Ondan doğan bir histir." diyen Efkan ile rahatlayarak bir nefes aldım.
"Ben de aynılarını yaşıyorum. O yüzden kaçmak istedim." dedim.
"Arkadaşlığımız bozulacak diye çok korkuyorum." diyen Efkan'a elimi uzattım ve "Sadece arkadaşız." dedim.
Efkan elimi tutup sıktı ve "Sadece arkadaşız." diyerek beni tekrarladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ruh Temsilcisi
FantasyTüm ara elementlerin koruyucu hayvanını canlandırmak için çalışan bir gezegende doğan ana karakterimiz element taşını bulmak için girdiği sihirli ormanda beklenen kişi olduğunu öğrenir. "Güneş Parlarken" adlı kitabın ikinci kitabıdır.
