Reyhan ile eve doğru yürürken "Barlas masum mu sence?" diye sordu.
"Galiba öyle ama emin olmadan ona güvenip iş yapamam." dedim.
"Eğer serbest bırakılırsa geri onu aranıza alır mısınız? Onca yaptığı şeyden sonra onu affeder misiniz?" diye sordu.
Affeder miydik?
Bilmiyorum.
Sonuçta yaptıkları da az buz bir şey değildi.
Eğer bizden yana olsa Efkan yaşamaya devam ediyor olabilirdi.
"Eğer Efkan affederse ben de affederim ama eskisi gibi olur mu, bilemiyorum." diye cevap verdim.
"Yine de zamanla daha da aranız düzelir ve her şey güzelleşir, değil mi?" diye sorunca "Herhalde öyle olur." dedim.
Reyhan bir şey daha diyecekken önümüze iki adam geçti.
Adamlar bize bakarken bakışlarından nasıl insanlar oldukları anlaşılıyordu.
Reyhan'ın kolundan yavaşça tuttum ve onu arkama doğru çektim.
"Kimsiniz?" diye sordum.
"Bugün baskın yapıldığında benim adamlarım tutuklandı."
"Sen o adi herifsin." dediğimde siniri artmıştı.
Dedem buraya yakın bir yerde yaşıyordu. O hızlıca bize yardım etmek için gelebilirdi. Telefonumu çıkardım ve açıp çaktırmadan Reyhan'ın eline tutuşturdum.
Reyhan'a fısıldayarak "Üç dediğimde srkana bile bakmadan kaç ve dedemi ara." dedim.
Reyhan, "Tamam." diye fısıldadı.
Yumruklarımı sıktım. Avuçlarımda güç biriktiriyordum.
Hazır olduğumu hissedince "Üç!" diye bağırdım.
Reyhan kaçarken adamlar bize ateş açtılar.
Anında kalkan oluştururken ilk kez oluşturduğum bu kalkana hayranlıkla baktım.
Mavi ışık saçan kalkanın o kadar büyüktü ki Reyhan'ı bile koruyordu.
Kendimi sıkarak kalkanımı daha da büyüttüm.
Kendimi güçlü hissederken Reyhan'a baktım. Neredeyse ona zarar verilmeyecek bir noktaya varmıştı.
Kalkanı kırmak için uğraşan adamlara baktım. Biraz daha dayanmalıydım.
Reyhan gözden kaybolduğunda rahat bir nefes vermiştim ki adamlardan birinin fırlattığı volkan güç topu kalkanını delip bana çarptı.
Acıyla sırt üstü düğünce yüzümü buruşturdum.
Adamlar bana doğru gelirken ayağa kalktım ve yumruklarımı sıktım. Yumruklarımda güç birikirken bana doğru gelen güneş topunu gördüm.
Karşılık vermeye fırsat bulamayıp güç topunun hedefi olmuştum.
İki metre gerimdeki arabaya hızla çarpıp dizlerimin üzerine düşünce acıdan inledim.
Elimle oluşturduğum güç topunu bana en yakın olan adama fırlattığımda kendine bir kalkan oluşturdu.
Buna rağmen güç topum onu geriletmişti.
Bu beni sevindirirken diğer adam çevreyi göremeyeyim diye gözüme güneş ışığı yansıttı.
Gözlerimi kapatırken kendime kalkan oluşturdum. Nereden saldıracakları belli olmazdı.
Kalkana ateşler edilirken ne yapabilirim diye düşündüm.
Bir elimle oluşturduğum kalkana hükmediyordum. Diğer elim boştaydı.
Sadece bir el ile bir ya da daha fazla ruh çağırabilir miydim? Galiba denemeden bilemeyeceğim.
Boştaki elimi yumruk yapıp sıkarken gözlerimi kapattım.
"Ben ruh temsilcisi Meva. Buz gücünün element temsilcisini yanıma, yardım için..."
Kalkanım kırıldığında dikkatim dağılmıştı.
Geri bir kalkan oluşturmaya çalışırken karnımdan vuruldum. Canım yanarken gözlerim dolmuştu.
Ayağa kalkmaya çalışırken bacağımdan vurulunca kalçamın üzerine düştüm.
Bacağımın yandığını hissediyordum.
Gözümden yaş akarken yerden elimle destek alıp ayağa kalktım.
Diğer bacağımdan da vurulunca canımın yanlışı ile bağırdım. İki bacağım da sanki yanan bir ateşin içindeymiş gibi acıyordu.
Kendime zorlukla bir kalkan oluşturduğumda kalkanımdan çevreye yayılan mavi ışık gözlerimi rahatlatmıştı.
Bacaklarıma baktığımda ciddi yanıklar oluştuğunu gördüm.
Bu acı ile odaklanıp bir ruh çağırma neredeyse imkansızdı. Zaten bir elimle de kaalkanımı yönetiyordum.
Dedem gelene kadar dayanmaktan başka çarem yoktu.
Kednimi sakinleştirmeye çalışırken teröristin yaydığı güneş ışığı son buldum
Ne olduğuna baktığımda dedemin geldiğini gördüm.
Dedem, güneş gücünden olan adamla savaşıyordu. Diğer adam neredeydi?
Diğer adamı gördüğümde dedemi uyarmak için bağırdım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ruh Temsilcisi
FantasyTüm ara elementlerin koruyucu hayvanını canlandırmak için çalışan bir gezegende doğan ana karakterimiz element taşını bulmak için girdiği sihirli ormanda beklenen kişi olduğunu öğrenir. "Güneş Parlarken" adlı kitabın ikinci kitabıdır.
