🌟40 oy sınırımız var. 🌟
-
Kemal bey gideli beş dakika olmuştu ve durduğum yerde put gibi kalmıştım. Esat ise Kemal beyin önündeki sandalyelerden birine oturmuş, bacak bacak üstüne atıp biraz önce cebinden çıkardığı ve benim şaşkınlıkla bakakaldığım tespihini sallamaktaydı.
Aynı zamanda dudaklarından da bir şarkı mırıldanıyordu. "Sevmiyorsan hor görme bari. Benim de senin gibi Allah'ım var..."
Ardından telefonunu çıkarıp bir süre onunla uğraştıktan sonra oflayarak bana doğru baktı. Hele hele şu maviş gözlere bak. Hayriye ablayla uzaktan yakından alakası yok lan.
"Nöbetçi misin bugün?" Sorduğu soru sonrası alayla güldüm. "Günaydın."
"Kemal hoca seni çok uğraştıracak," sanki bundan çok zevk alıyormuş gibiydi. "Söyleyim sana."
Kıvılcım gibi göz devirdim. "Ee nöbetçi değil miyim bir zahmet uğraştırsın."
"Yani nöbetçi kartıyla birlikte, okulun paşası gibi etrafta dolanamayacaksın." Ardından rahat bir tavırla arkasına yaslandığı gibi güldü. "Kızma hemen. Sadece şaka yapıyorum prenses."
"Prenses demesene oğlum." Vallahi vuracaktım bir gün ama ne zaman.
Hiçbir zaman?
"Aslında Kemal hoca beni çok sever," deyip dirseğini yasladığı koltuğun değneğine baskı yaparak tek kaşını kaldırdı.
Gülmeden edemedim. "Belli oluyor."
"Sen geç dalganı pambık prenses. Kemal hocaya çay taşıdığını gördüğümde göreceğim ben seni." Sabır ya Rabbim sabır!
Sinirle omzumdaki saçlarımı tek hamlede sırtıma attım. "Oğlum valla sınırlarımı zorluyorsun prenses deme artık lan bana."
Yüzünü astı ve tekrardan cebindeki telefonunu çıkarıp bir süre bakmaya başladı. Ekranda bir şeyler yazıyordu.
Acaba kiminle konuşuyordu?
Merakıma yenik düşüp sordum, "telefon ne iş?"
Kafasını zor da olsa kaldırıp şaşkın bir ifade misafir etti yüzüne. "Ne?"
"Telefonunu teslim etmiyor musun sen?"
Güldü. Hem de baya baya güldü. "Oysa daha geçen gün okul saatinde Atlas'ın açtığı o işe yaramaz gruba yazan da sendin."
Aklıma gelmesiyle tekrardan bana bir fenalık geldi. Hatta etrafta bir kolonya olsa fena olmazdı şimdi.
Şaka maka Kemal beyin masasında vardı lan.
Ardından Esat, telefonunu cebine geri indirdi ve tek hamlede ayağa kalkıp gökdelen boyuyla üzerime doğru yürümeye başladı. İki eliyle de tespihindeki boncuklarla oynuyordu göz temasını asla benden çekmeden.
Nedense bana son zamanlarda çok yakışıklı gelmeye başlıyordu. Böyle yakışıklı birinin serseri bir keko olması şokunu ise asla atlatamıyordum.
"İtici ha?" Yüzündeki ciddiyet neredeyse altıma sıçmama neden olacaktı. "Efendim?" Diye sordum sanki duymamış gibi. Durun, zaman kazanıyorum.
Tamamen önümde durdu ve aramızda dudak payı bıraktı.
Dudak payı ne lan? Çay bardağı mı bu? Bir karış mesafe bıraktı işte.
Kendimi arkamdaki duvara örümcek adam misali yapıştırırken üzerime doğru eğilip "iticiymişim ya hani," dedi kinayeli bir ses tonuyla. "Neden?" Alayla güldü. "Yağız yüzünden mi?"
"Sosyal mesafeyi korur musun?" Diye sordum kibarca asla ona bakamazken. Nedense mavi gözlü insanlara yakından bakamıyordum anasını satayım.
"Ne mesafesi?"
"Korona bitmiş olabilir ama bu, sosyal mesafeyi unutacağımız anlamına gelmiyor."
Durdu, durdu ve güldü. Bunun etkisiyle kafamı kaldırıp ona bakmak zorunda kaldım.
Esat sen bir daha gülme. Ne güzel gözüktün lan gözüme. Seni işe yaramaz serseri seni.
"Yağız'la aramda olanlara bir daha sakın karışma." Birden söylediği bu şeyle olduğum yerde kalakalıp yutkundum. "Hiçbir şey bildiğin yok. Gerçi biliyorsun da sadece inanmıyorsun. Veya inanmak mı istemiyorsun?"
Kaşlarım istemsiz çatılırken "nasıl yani?" Diye sordum.
"Sen Yağız'ı seviyorsun."
Bu dediği şeyle nefesimi tuttum. Bunu anlayamayacak kadar salak değildi zaten, olamazdı da. Resmen görünen köy klavuz istemiyordu.
"Bana yanlışlıkla mesaj attın çünkü mesaj atmayı istediğin kişi gerçekte Yağız'dı. Sadece isim karışıklığı oldu." Esat'çım biliyorum şu an yeri ve zamanı değil ama parfümünün markasını öğrenebilir miyim?
"Çoğu şeyi anlamlandırabiliyorum ama kafamda soru işaretleri de yok değil."
"Ne soru işareti?" Bu arada aramızdaki sosyal mesafeyi korumama anbean sürmekteydi.
Bu ne böyle oğlum yaz dizisi mi çekiyoruz niye yüzümdeki istenmeyen tüylerimi görecek kadar dibime kadar giriyorsun ki?
Durdu, durdu ve yüzüme doğru eğilmeye başladı.
Hassiktir. Noluyor lan?!
Kıpırdamadan öylece duruyordum. Sahi neden kıpırdamıyorum?
Yüzü, yüzümün hizasında durduğunda ellerini havaya doğru kaldırdı ve saçlarımın arkasından bir şey çekip havaya kaldırdı. "Bu ne lan?"
Yok yok abi. Biri acilen Fox Tv'ye başvursun elimizde çok güzel bir yaz dizisi var diye. Başrolleri de Ece ve Esat'mış. Hah bi de erkek başrolümüz uslanmaz serseri ama çok da yakışıklı. Kıza yaklaşıp saçının üzerinden kandırarak bir şey aldı. Vay anasını sayın seyirciler.
"Ne varmış?" Diye sordum aramızdaki mesafeden dolayı hafiften çekinir bir şekilde.
Esat sanki korkmuş gibi geriye doğru adımlarken hiçbir şey anlamayan ben ise öylece ona doğru bakıyordum.
"Esat saçımdan ne aldığını sorabilir miyim?"
"Alamadım ki." Saçıma dokunduğu parmaklarını bana çevirip yüzünü ekşitti. "Kuş bokuymuş."
Ve ben oracıkta helvamın neyli olmasını istediğime karar verdim.
-
***surpriz bir son oldu zmndnd 40 oy sinirini unutmayın bebisler. Bir de eğer oylamadiginiz bölümler varsa destek amaçlı gri dönüp oylar mısınız tsk.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MELANKOLİ
Novela JuvenilSevdiği çocuk yerine yanlışlıkla okulun serserisine yazan Ece, başına çok büyük bir bela aldığını fark ettiği an onu engeller. Fakat her şey için çok geçti... TAMAMLANDI✔️ Yarı Texting 240723✨by CHERRYBERRYMANGO.
