Bugün son kez buluşuyoruz sizinle Zevahir'de. Ne kadar duygusal olduğumu tahmin bile edemezsiniz. Yıllarca yazdım, kurguladım, ağladım bazen de yaşadım. Günün sonunda hep burada oldum. Günün sonunda ben her şeyi buraya döktüm.
Acımı da, kederimi de, heyecanımı da.
Final sizin önünüzde şu anda, iyi okumalar ve bol bol keyif almalar.
Beğeni ve satır arası yorumlarınızı hep bekliyorum ve hep bekleyeceğim.
<3
Küçücük bir oda vardı.
Penceresinden sızan biraz ışık direkt yüzüne vuruyordu Ahmet Gürsoy'un. Duvarlara yapışmış nem yıllar boyu onun gibi adamların delirme çığlıklarını duymuştu ve onları bir sır gibi saklıyordu. Delirdikleri zaman mı önce ölüyorlardı yoksa pas kokusu ciğerlerini tükettiği zaman mı?
Daha bu soruya cevap verebilen olmamıştı. Belki de bazıları yalnızlıktan ölüyorlardı.
Yıllar önce kendi kızı gibi gördüğü bir çocuğu aylarca kapatttığı oda gibi bir odadaydı ve oradan bir daha hiç çıkmamak üzere kapatılmıştı. O günkü çocuğun gözyaşları şimdi bu odanın gölgelerinde geziyordu.bu duvarlar ona adaletin vaktinin geldiğini fısıldıyordu ve onun artık hep uykusunu kaçıracaktı.
Ne bir mahkemesi olacaktı ne de sorgusu. Sonuçta ölü bir adam ne konuşabilirdi ne de hakkını arayabilirdi.
Bir zamanlar insanları piyon gibi oynayıp hayatlarını mahveden bir adamdı ve herkes onun için en kötüsünü dilemişti; sonunda duaları, yalvarışları kabul olmuştu.
Artık sessiz olmak zorundaydı çünkü konuşabileceği bir görevli bile göremeyecekti. Birbirine vurduğu zaman ses çıkartacak tabak kaşığı bile olmayacaktı. Sessizliğe hapsolmuştu.
Üzerindeki gömlek vücuduna yapışmıştı, saçları dağınıktı ve yüzünde ilk defa garip bir ifade vardı. Bu adam artık çaresizdi. Gururunu bir kenara bırakmadığından hâlâ dik duruyordu ama bu onun boynuna bir pranga olacak onu kambur edecekti. Çok değil birkaç yıl sonra gelen yemeği köpek gibi yiyecek, kamburluğu onu dik bile tutmayacaktı. Gururu onu yerlerde süründürecek, artık onu yerden alacak gücü bile kalmayacaktı.
Onun oyunu da savaşı da bitmişti. O kaybetmişti.
Kapının ardındaki hücre bunu söylüyordu, penceredeki demirlik böyle söylüyordu, yerdeki pislik böyle söylüyordu. Bitti ve sen kaybettin.
Ahmet Gürsoy eline baktı, parmakları titriyordu. Öfkesinden hırsından değil yalnızlıktan çaresizlikten.
O nefret bile etse sadece düşmanlarının kalabalığında yaşamıştı. Onlara oyunlar oynayarak, tuzaklar kurarak. Onları alt ederken karşılıklı yemek yiyerek. Artık burada kimse yoktu. Burada susturacağı bir ses yoktu, yeneceği ya da yarışacağı hiç kimse yoktu.
Derin bir nefes verdi. Boş odada ilk defa bir ses yükseldi. Boş duvarların içinde o ses yankılandı. Artık kaybettiğini fark eden ve kabul eden adamın. Ama hâlâ gururunu yere düşürmeyen o adamın. Dediğim gibi çok değil yakında yerden gururunu bile alamayacaktı.
Ahmet Gürsoy o gün orada bitti. Kendi kurduğu, kurallarını kendi belirtlediği ve kendi hilelerini yaptığı satranç oyununda şahını devirdi. Ve dışarıda hayat artık adı bile anılmadan devam etti çünkü bazı insanların sonu hayatları boyunca çıkarttıkları seslere inat sessizlikten bile sessiz olur.
***
Birkaç yıl önceki hayatımla şu anki hayatımda ortak olan tek şey arkadaşlarımdı. Oysa ne benim onlarla hayatım aynı kalmıştı ne de onların bana davranışı. Elimde olsa buna engel olurdum tabii başarabilir miydim hiçbir fikrim yok.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZEVAHİR
Teen FictionBazen hayattaki yerinizi sorgularsınız. Kim olduğunuzu ya da kim olmak istediğinizi. Ne kadar hayatınızı kendi başınıza yönetmek isteseniz bile ne seveceğiniz adamı, ne de geçmişinizini seçebileceksiniz. Ben Aliva Gürsoy; Dünya Boks Şampiyonu olabi...
