Merhabalar.
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir.
Yazar bu bölümde biraz kötü de.
Bu bölümü tam 3 ay önce yazdım.
Ve artık vakti geldi.
O zaman beraber okuyalım bakalım.
Satır arası yorumlarınız da buluşmak üzere. Ve oylarınız beni çok mutlu ediyor benden o küçücük oyları esirgememeniz dileğiyle.
İyi okumalar♡
34.BÖLÜM
Bazı kokular vardır insanın içine işleyen... Hastane kokusu da bu kokulardan biriydi. İnsanın içini tırmalayan mavi sandalyeler. Uzun, uzun, uzun, uzun, uzun, koridorlar. Evden uzak sedyenin beyazına mahkum. Eğer hastane koridorunda sizin için değerli birini beklemeye başladıysanız, başladığınız andan itibaren yüreğiniz kaybetme korkusuyla sıkışıyor. O kaybetme korkusunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. O an önemli olan her şey değerini kaybediyor.
O anda başlıyor tüm o yaşanmamışlıkların pişmanlığı. O an anlamını kaybediyor bütün o kelimeler.
İşte o an.
Ben nerede miyim? Tam da o anın içinde, içimdeki canavarlarla boğuşuyorum.
Genzimi hastanenin o acı kokusu yakarken; kulaklarıma da bir yandan, benim aksime ağlama cesareti gösteren birinin hıçkırıkları doluyordu.
Gamze.
Onun suçu.
Hepsi.
Her şey.
İçimi tırmalayan öfkeyi bir kenara bırakıp kafamı duvara yasladım. İki elimle yüzümü ovaladıktan sonra elimi dizlerimin üstünde serbest bıraktım. Gözüme dolan yaşlara engel oldum şimdi olmazdı. Uzun zamandır ağlamıyordum yine ağlamayacaktım.
Uzun zamandır acımı da mutluluğumu da sadece kendimle paylaşmayı çok iyi yapıyordum. Bencillik miydi bu? Değildi zehrimi içime, kendime akıtıyordum sadece. Bencillik değildi bu.
Saatte baktım 02.04.
Canım çok acıyor. Hastane köşesi gece 02.04'te bana göre çok daha ıssız oluyor ve daha elemli. İnsana hayatını sorgulatan, bir bir hatır saydıran, kirpilerini ıslatan bir ıssızlık bu...
Dağınık zihin, kırılmış kalp, boşvermiş ruh... Sabah olmaz, gün doğmazdı böyle zamanlar. Böyle zamanlar hastanenin tozu sırtınıza yapışırdı.
O ağırlık sizin ruhunuzu ezerdi.
Her döktüğün gözyaşında daha da yakardı canını.
Elbet bu anda biterdi.
Hatta zamanla hatırlamayacak duruma gelirdin. Bütün bu olanlar hafızandan bir bir silinir sanki hiç yaşamamışsın gibi, göğsün hiç acıyla kıvranmamış gibi hatırlamazsın. Eğer ben bencilsem bu anda bencildi o zaman. Çok bencildi hatta. Hayatının bir dönemini zehir edip sonra kendini ortadan kaybetmesi de bencillikti.
Ama o an, gecenin bir yarısında aklının en ücra köşelerine düştüğü zaman, yüreğin burkulur, nefesin şu anki gibi boğazını yakar.
Bir anda açılan bir kapı sesi ile karşımda duran doktora baktım. Ayağa kalkıp zar zor yanına ulaştığım zaman Çağrı'yla konuşuyorlardı. Çağrı "Aliva'nın kan grubu 0rh+ benimki de Brh- ikimiz de kan verebiliriz." dediği zaman onun da sesindeki acı içimi tırmalamıştı. Doktor kafasıyla onayladığı zaman yanımıza gelen hemşire bizi yönlendiriyordu.
Ölmemişti yani.
Daha ölmemişti.
Olduğum yerde kalakalmıştım. Ne yapmam gerektiğini, ne zaman ağlamam gerektiğini bile bilmiyordum artık. Hiçbir şey bilmiyordum. Başım çatlayacak derecede ağrıyordu içim kanat gerdiğim acıyı sahiplenmiş bir şekilde kan ağlıyordu. Çağrı kolumu tutup beni sandalyelerden birine oturttuğu zaman ne olduğunu anlamamıştım. Beynim uyuşmuştu sanırım...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZEVAHİR
Teen FictionBazen hayattaki yerinizi sorgularsınız. Kim olduğunuzu ya da kim olmak istediğinizi. Ne kadar hayatınızı kendi başınıza yönetmek isteseniz bile ne seveceğiniz adamı, ne de geçmişinizini seçebileceksiniz. Ben Aliva Gürsoy; Dünya Boks Şampiyonu olabi...
