Korku ve cesaret.
Vicdan ve öfke.
Ölüm ve umut.
Bir küçük insan ve biraz toprak.
Ölen kadın kanımdan. Ölen kadın arkamdaki yaslandığım duvarlardan biri. Ölen o kadın yüzüne baktığım zaman beni korkutmayan o kadın. Artık toprağın altında ve artık ölü.
Gece.
Gece Gürsoy.
Yanımda dimdik duran, belimi sabitlemesiyle beni de dik tutan adam ise Yamaç. Bakışlarımız buluştuğu zaman hafif bir kafa işaretiyle beni yönlendirdi. Cenazenin sonuna kadar durmadık, beni çıkarttı mezarlıktan.
Etrafta birden çok tanıdık yüz vardı. Hiçbirinin bakışına karşılık vermeden çıktım.
Yıkıntı değildim ama içim gerçekten acıyordu.
''Yamaç.'' diye fısıldadım. ''Eve gidelim.''
Cevap vermedi. Sadece direkt olarak dediğimi yaptı. Beni arabasına götürdü, kapımı açtı beni yerleştirdi ardından da emniyet kemerimi yavaşça takıp sürücü koltuğuna geçti.
Her şeyi yavaş yavaş yaptı Yamaç sanki kırılmışım da dokunsa dağılacakmışım gibi yavaşça hareket etti.
Araba hızlı bir şekilde Yamaç'ın evine ulaşana kadar ikimiz de konuşmadık.
Yamaç'ın evine çıktık, Maça'nın yanına gittim doğruca. Başını okşadım başının üstüne çenemi dayadım. ''Oğlum ben gerçekten hak mı ediyorum?'' Sessizce mırıldandım. ''Bir insanı ailemden hissettiğim zaman kaybetmeyi hak mı ediyorum?''
Başımı geriye yasladım. Belki de abartıyorum. Ama kaybettiğim bir insan vardı. Abartmak hakkımmış gibi geliyordu. Ama bir ses vardı ve fısıldıyordu bana. Tanımıyordun ki? Tanımıyor muydum?
Yamaç'a baktım. Ayağa kalkıp burnunun dibine girene kadar hiç nefes almadım. Göğsünün önünde durduğum zaman çektiğim nefes onun kokusuydu ve güven veriyordu. Hayatımda olması bana güven veriyordu, başımı göğsüne yasladım çenesini başımın üstüne bıraktı.
''Seni çok seviyorum Yamaç biliyor musun?'' Hiç ses çıkartmadı. Biliyordu belki de. Bilmeliydi zaten.
Seni gerçekten çok seviyorum Yamaç. Öyle bir seviyorum ki sanki daha önce hayatıma giren insanlar bir hiçmişcesine. Sanki hepsi bana yanlış insanları öğretmiş bense seni aramışım gibi.
Bir de ne var biliyor musun Yamaç? Sen de fark etmişsindir ben sevdiğim herkesi kaybediyorum teker teker sen de gidecek misin?
Yamaç'tan ayrılıp gözlerinin içine baktım. Ellerimi yüzüne götürüp hafif uzamış sakallarına elimi sürdüm. Yükselip dudağına bastırdım dudaklarımı. Dümdüz, sadece yürüyecek güç bulmak istercesine. Kendimi çekeceğim sırada uzaklaşmama izin vermeden yanağıma güçlü bir öpücük bıraktı.
O an hissettim isteyerek gitmeyecekti. Gitmek zorunda bile kalmayacaktı. Hissettim ağlamak istedim neden ağlamak hissettim bilmiyorum Gece içindi yüksek ihtimalle ama sadece ağlamak istedim, boğazım düğümlendi.
''Banyoya gidiyorum.'' dedim kısık bir sesle. Ağlamak için Yamaç.
''Kapıyı kilitleme tamam mı?'' Kafamı sallayarak onayladım. Banyoya yürüdüm üstümdeki kıyafetleri kirli sepetine bırakıp sıcak suyun altına bıraktım kendimi.
Ne kadar sürdüğünü bilmediğim banyodan çıktıktan sonra üzerime ince bi pijama geçirip yatağa attım direkt kendimi. Ağlamadım ama bir yaş bile düşmedi gözlerimden. Yorgundum ve uyursam belki geçerdi. Açıkcası Yamaç'ın da şu anda yanımda olması en çok istediğim şeydi ama o da yorgundu ve bence şu anda başka işleri vardı. O yüzden sessiz sedasız gözlerimi kapattığımda uyumak inanılmaz derecede zordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZEVAHİR
Fiksi RemajaBazen hayattaki yerinizi sorgularsınız. Kim olduğunuzu ya da kim olmak istediğinizi. Ne kadar hayatınızı kendi başınıza yönetmek isteseniz bile ne seveceğiniz adamı, ne de geçmişinizini seçebileceksiniz. Ben Aliva Gürsoy; Dünya Boks Şampiyonu olabi...
