Arkadaşlat size bir duyurum var. 'Gelecekten bir bölüm ' paylaşmıştım hatırlıyorsanız.
O bölümü sildim zaten. Gelecekleri öyle olmayacak, sizde o bölümü çıkarın aklınızdan :)
İyi okumalar^^
---
Gözlerimi silip penceren çekildim. Neredeyse bir hafta oluyordu. Kaan hala yoktu ortalarda. Şuan beni aradığını biliyordum. Yinede beni getirdikleri bu yeri bulması zaten mümkün değildi.
İstanbul da değildim. Çanakkale'deydim. Özgür Taştan beni buraya bıraktırmış ve gitmişti. Ormanlık bir alandaydık. Bu alanda birkaç kulübe vardı. Ben ise, Yanyana sıralı olanğ kulübelerin en küçüğündeydim. Ha yanlız kulübedeyim derken yanlış anlamayın. Bodrum katı gibi bir yere kilitlemişlerdi beni. Bir tek pencere vardı yatağın yanında. Zaten yataktan da kalktığım yoktu. Her yer buz gibiydi. Yorgana sarılarak ısıtıyordum kendimi.
Kaan'ı beklemekten başka çarem yoktu. Kapıdaki adamlar beni elbette korkutuyorlardı. Ancak onlarında korktuğu biri var demek ki. Çünkü yanıma yaklaşmıyorlar, benimle göz teması kurmaya çekiniyorlardı.
Yinede yardım isteyebileceğim tipler değillerdi. Çoğunun sesini bile duymamıştım. Telefonumu, arabaya bindirdikleri an aldıkları için Kaan'ı arayamamıştımda.
Yaptığım tek şey minik pencereden dışarıyı sûzerek, hayal kurmaktı. Evimde, Kaan'ın sıcacık kollarında olduğumu düşünüyordum. Bu beni birazda olsun rahatlatıyordu.
-Yazarın Ağzından- (Dikkatli okuyun!)
Kaan'ın bir haftadır bakmadığı, baktırmadığı yer kalmamıştı. Yinede yoktu Arya ortalarda. Aramaları hala devam ettiriyordu.
Aryanın doğum günü, iki gün sonraydı, ve ne olursa olsun, doğum gününde yanında olmalıydı.
Yatak odasında, bir o yana, bir bu yana dolanırken, çalan kapı tüm düşüncelerini dağıttı.
İçinde yeşeren umutla, hızla ilerledi ve kapıyı açtı. Fakat karşısında Haluk Bey'i bulduğunda hem şaşırdı, hemde içindeki tüm kıpırtılar soldu.
"Ne istiyorsun?"
Halukun, duvarlarını yıkması ve kendini toparlaması tam bir hafta sürmüştü. Fakat şimdi, doğru kararı verdiğini düşünüyordu.
"Ben gidiyorum." dedi Haluk. Sesi sert çıkmıştı.
Kaan ruhsuzca güldü, ve kollarını göğsünde bağladı. "Gitmek için benden izin mi istiyorsun?"
Haluk bir kûfür mırıldandı, ve Kaanın taklidini yaparak o da kollarını göğsünde bağladı.
"Eğer bir torun sahibi olacaksam sende gelebilirsin." dediğinde Kaan sinirle kollarını çözdü.
"Kendi torununu kendin yap." kapıyı, Haluk Bey'in yüzüne kapatacağı sırada, Haluk Bey ayağını kapının arasına koyarak engel oldu.
"Pekala." dedi gülerek. "Aryayı almaya sen gelmiyorsun o halde. Tek gideceğim."
Kaan kapıyı kapatmaktan son anda vazgeçip ardına kadar araladı. "Ne?"
"Hadi eyvallah." Haluk Bey arkasını dönüp arabasına yürûrken çaktırmadan gülüyordu. Biraz geç olmuştu ama, Oğlunu geri kazanacaktı galiba.
Kaan pufdaki anahtarı ve ceketini ve silahını alıp uçarcasına çıktı evden.
Haluk Bey'in yanına yetiştiğinde, "Neredeymiş?" diye sordu. Sesindeki heyecan kendini belli ediyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SERSERİ #Wattys2016
Teen FictionŞarap rengi yalnızlığın içinde siyah bir boşluktayım, oturuyorum. Gözlerimin mavisi soluk. Dudaklarımda kan tadı var, emdikçe kokusunu da alıyorum. Uzuvlarım kımıldamak için gün batıracakken, güneş batmamak için ay taklidi yapıyor. Dünya bana ters d...
