7

80.5K 4.8K 519
                                        


"Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını.
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi."
-Ahmet Telli

" -Ahmet Telli

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.


"Ezgi'ye."

Beni hafif şekilde ittirerek kolumu bıraktı. Hata yapmış gibi kendimi suçlu hissetmeye başlamıştım. Hemen savunmaya geçtim, " Kolumdaki acılar gittikçe dayanılmaz bir hal aldı ve ben bunu Ezgi'den gizleyemedim."

Kaşları olabildiğinde çatılmış "Ne acısı?" dedi. Parmaklarını yaramın üzerinde gezdirdiğinde ürperdim.

"Önemli bişey değil" dedim. Bazı detayları bilmesine gerek yoktu.

Parmaklarını yaramdan çekip, ensesine götürdü. Düşündükçe deliriyormuş gibi bir imaj yaratıyordu gecenin karanlığında. "Dolunay geceleri mi?"

"Sebebini biliyor musun?" diye sordum hemen. Daha çok dolunay geceleri acı çektiğimi biliyorsa sebebi hakkında fikirleri de olabilirdi.

Başını aşağı yukarı belli belirsiz salladı.

"Neden?" diye sordum.

Aramızdaki oluşan sessizlik gecenin karanlığında uğuldamaya başlamıştı. "Seni eve bırakayım," dedi. Sırrımızı ikimiz paylaşıyorduk ama bu sır hakkında bütün detayları Cesur'un bilmesi hiç adil değildi.

Soruma cevap vermeyeceği ortadaydı. "Kendim geldim, kendim giderim" diye çıkıştım. Henüz birkaç adım attım atmadım ayağım ağacın kalın köklerinden birine takıldı ve kendimi nemlenmiş toprağa yapışmış halde buldum.

"Yolunu göremeden gitmen pek mümkün değil" dedi Cesur kalkmam için elini bana doğru uzatırken. Yüzündeki muzip gülümseme beni çileden çıkarıyordu. Kendi imkanlarımla yerden kalkıp üzerimdeki tozları silkeledim.

"Bilmem farkında mısın ama etraf zifiri karanlık. Görmem pek de mümkün değil!"

"Ama ben görebiliyorum," dedi alaylı sesiyle. "Seni götürebilirim."

"Büyüdükçe yalancı da olmuşsun" dedim. "Ben göremiyorum ama sen görebiliyorsun demek." Pis yalancı.

Cesur ile konuşmamızın üzerinden neredeyse bir hafta geçmişti.  Tekrar onu görmek için ormana gitmedim, Cesur da gelmemişti zaten. Belki Tolga gelir diye Ezgi'yle ikimiz birbirimize belli etmeden gözümüz hep kapıdaydı ama kimse gelmemişti.

Evde boş boş oturmaktan sıkıldığımızda Ezgi resim kursuna yazılmış ben de şehir merkezinde küçük bir kafede iş bulmuştum.

Tembel bir haftasonunun ardından Ezgi'yle stresli bir Pazartesi sabahına gözlerimizi açmıştık. Ben kahvemin son yudumlarını kafama dikerken, Ezgi aynada kendine bininci kez bakmakla meşguldü.

MühürHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin