Mühür taşı gerçek mührüne kavuştuğunda kıyamet kopmalıdır. Her kıyametin sonunda, yitirilen hayatlar olur. Bu şeref hangimize ait?
•Parmağımı dövmesinin çemberinde dolaştırdım bir tur. "Hissediyor musun?" diye sordum acıyla. "Tam burada koca...
"Çıkacağım bu alemden İki şeffaf kanatla" -Hulüd El-Mualla
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Ezgi'ye yaşadığım bu garip durumdan bahsetmedim. Benim için endişelenmesini istemiyordum. Olayın üzerinden bir hafta geçmişti. Erhan Bey vardiyamı sabaha çevirmişti. Sabah sekizde gidip iki gibi eve dönüyor, haftasonları da çalışmıyordum. Bu sayede Ezgi'yle birbirimizeı vakit ayırabiliyorduk.
Cesur'u hala görmemiş olmam içimi kemirmeye başlamıştı ama bu duyguyu görmemezlikten gelmek için büyük uğraşlar veriyordum.
Ezgi iki gün önce Tolga'yla karşılaştığını ve kendisini eve bıraktığını iştahlı bir şekilde anlatmıştı. Özellikle Cesur'u sormadığımı fark edince onun hakkında herhangi bir bilgi verme gereğinde de bulunmamıştı. Ne anlayışlı arkadaş ama.
"Benim de resmimi çizmen gerekiyor," dedim Ezgi'nin çizdiği resimlere bakarken. Yeteneği iki hafta içinde gerçek anlamda ortaya çıkmıştı.
Ezgi düşünür gibi bir imaj vermek için parmağını çenesine birkaç defa vurdu. Sonra kocaman gülümsemesi yüzüne yayıldı. "Aslındaaaa" dedi bütün resimlerini elimden çekip almaya başladığında. "Şimdi çizebilirim."
Onun heyecanına ortak olup bende gülümsedim. İstekli istekli kafamı salladım. "Ama burada olmaz. Güzel bir yer olması lazım" dedi.
"Göle gidelim" dedim hemen. Ezgi oraya daha önce gitmemişti. Bende uzun zamandır gitmiyordum. "Eşsiz bir manzarası var görmen lazım."
"Otursam daha güzel olmaz mı?" dedim, Ezgi en güzel yeri bulmaya çalışıyordu.
"Olmaz!"
"Ortalama ne kadar zamanda çizersin peki?" dedim. Ezgi'ye çaktırmadan onu ikna etmem gerekiyordu.
"Ben burada bir sanat yaratmaya çalışıyorum, sen yorulmaktan bahsediyorsun Aslı." dedi omuzlarından tutup beni çekiştirirken. Tam yerimi ayarladıktan sonra benden uzaklaştı. Alıcı gözle şöyle bir baktı. Beyaz tablosunu tam önüme yerleştirdi. Ezgi harika bir göle bakıyor, ben Ezgi'nin arkasındaki devasa büyüklükteki ormana bakıyordum. Neresinden baksan muhteşem manzaraya eşlik ediyordu gözlerimiz.
Aradan bir saate yakın bir zaman mı geçti yoksa bana mı öyle geliyor anlamış değilim ama bacaklarımın ağrımaya başladığını hissediyordum. Böyle put gibi durmakta canımın sıkılmasına neden oluyordu.
"Bitti mi?"
"Az kaldı, emin ol yorulduğuna değecek."
Sıkıntıyla gökyüzünü izlemeye başladım. Ağaçların gökyüzüne uzanan dallarına kuşlar konuyor ve ötüşüp duruyordu. Ormanın içinde gördüğüm hareketlilikle gözlerimi ağaçların arasında gezdirmeye başladım. Duruşumuda bozmamaya çalışıyordum.