Mühür taşı gerçek mührüne kavuştuğunda kıyamet kopmalıdır. Her kıyametin sonunda, yitirilen hayatlar olur. Bu şeref hangimize ait?
•Parmağımı dövmesinin çemberinde dolaştırdım bir tur. "Hissediyor musun?" diye sordum acıyla. "Tam burada koca...
"Güzel geleceği bekleyerek görkemli gençliklerimizi eskittik, Bazıları için ruhumuzu körelttik, Yine de asiliz, asil! Pişman değiliz." -Andre Gide
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bir şeyler atıştırdıktan sonra salona tekrar girdim. Tolga Cesur'a bir şeyler anlatıyordu ama Cesur kafasını arkaya doğru yaslamıştı. Gözleri kapalıydı. Yorgun gibi görünüyordu ama tam emin olamıyordum.
Cesur'u uzun zaman görmemiştim. Değişmiş miydi? Kapının hemen köşesine yaslandım ve onu izlemeye başladım. Biraz zayıflamış olmasının dışında fiziksel olarak hiçbir değişme yoktu.
Bana karşı ne hissettiğini merak ettim. Benimle ilgili fikirleri değişmiş miydi? Değişse ne fark ederdi peki? İntikam alma isteğim geçmiş miydi cidden? Şu an tek istediğim Cesur'un sağlığına kavuşmasıydı.
Büyük düelloyu düşündüm. Cesur'un karşına çıkacak olan şu anki lider kazanacağına Cesur kazanabilirdi. Bana kötü davranmış olsa da Cesur'un o adamdan daha iyi olduğunu hissediyordum.
Kuzgun ise tam bir şeytandı. Beceriksiz bir şeytan. Onun bu liderlik savaşında yeri yoktu.
"Ne düşünüyorsun?" Cesur'un sesini duyduğumda yerimden zıpladım. Hemen dibimde durması beni korkutmuştu. Ne zaman yanıma kadar gelmişti?
"Hiç," diye mırıldandım. Sağ tarafa küçük bir adım atıp yanından geçmek istedim ama benimle birlikte o da sağa doğru bir adım attı.
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. "Tolga nereye gitti?" diye sordum omzunun ardından salona bakarken. Salon boştu.
"İşleri var."
"Senin yok mu?" Sol tarafa yeniden adım attım ama Cesur buna da izin vermedi. Kaşlarımı çattım.
"Benim biraz dinlenmeye ihtiyacım var." Omzuma düşen saçlarımı arkaya doğru attı. "Ve seninle biraz vakit geçirmeye."
Yüzü boynuma doğru yaklaştığında geri çekildim. "Ne yapıyorsun?" diye sordum. Bu da neydi şimdi? Heyecanlanıyor muydum?
"İzin verirsen seni öpmek istiyorum."
Küçük bir anlığına dizlerim titredi. Bayılmadığım için kendimi şanslı hissediyordum. Cesur'un dudaklarından dökülen kelimeler benim için yeniydi.
Tuhaf hissediyordum. Bu daha önce yaşamadığım bir duyguydu. İzin vermek istiyordum ama bu kendime ihanet olurdu. Bir anlığına her şeye bir son verip onu saatlerce öpmek istedim. Ne olabilirdi ki?