Mühür taşı gerçek mührüne kavuştuğunda kıyamet kopmalıdır. Her kıyametin sonunda, yitirilen hayatlar olur. Bu şeref hangimize ait?
•Parmağımı dövmesinin çemberinde dolaştırdım bir tur. "Hissediyor musun?" diye sordum acıyla. "Tam burada koca...
"Senin için nasıl bir cennet kuracağımı bilemezsin! Cennet benim ruhumda, senin etrafına serecektim!" -Dostoyevski
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Cesur'un evine gece yarısı vardık. Bütün gün yolda olmak ikimizi de yormuştu. Yolda gelirken bir şeyler atıştırdığımız için aç değildik.
Cesur valizlerimizi eve taşıdıktan sonra tekrar dışarı çıktığında "Nereye gidiyorsun?" diye seslendim. Hemen kapının önünde duruyordum.
"Buradayım," diye yanıtladı beni ve ardından bahçeye giren arabaya çevirdik bakışlarımızı. Arabadan inen kişi Ateş'di. Onu uzun zamandır görmemiştim. Beni başıyla onayladığında ben de elimi kaldırıp salladım.
Cesur arabasını kilitledikten sonra bana doğru geldi ve alnıma bir öpücük kondurdu. "Bir yere gitmiyorum bebeğim. Ateş'le konuştuktan sonra geleceğim. Sen yat," dedikten sonra kapıyı kapatmam için bana yardım etti. Bir nevi beni eve tıktı diyebilirdik.
Kapının yanındaki camdan dışarı baktım ama hiçbir şekilde ne konuştukları duyulmuyordu. Cesur birkaç gün sürüden uzak olduğu için belki de Ateş ona rapor veriyordu ama apar topar buraya geri dönmemiz hala şüpheliydi.
Üzerimi değiştirdikten sonra Cesur'un yatağına doğru ilerledim. Gözüm gardıroptaki yorgan ve yastığa gitti bir anlığına. Tekrar yerde yatsam tuhaf olur muydu?
Yani artık resmi olarak evliydik.... ve artık birlikte uyumamızı garipsememem gerekiyordu. Cesur'dan izin alıp almamak konusunda gerçekten kararsız kaldım ama daha fazla dayanamayıp tedirginlikle yatağa girdim.
Cesur'un gelmesini beklemek istiyordum ama o kadar çok yorgundum ki daha fazla dayanabileceğimi düşünmüyordum. Bu yüzden uykunun kollarını bıraktım kendimi.
Sabaha karşı soğuyan bedenime doğru sıcak bir kol yüzüldüğünde Cesur'un yatağa yeni geldiğini fark ettim.
Uykumun arasında Cesur'a doğru döndüm ve "Neredeydin?" diye sordum yüzümü Cesur'un boynuna gömerken.
Odanın içi neredeyse aydınlanmıştı ama saatin çok erken olduğunu tahmin edebiliyordum. Belki de altıya geliyordu.
Cesur beni kollarının arasına aldı ve hafifçe kendine doğru çekti. "şhh," dedi ninni gibi sesiyle. "Uyumaya devam et." Saçlarımın arasına kondurduğu öpücükten sonra tekrar uyumaya devam ettim.
Ertesi güne beraber uyandık ama Cesur her zamankinden daha telaşlı ve gergindi. Sessizce kahvaltı ettikten sonra Cesur üzerini giyinmiş bir şekilde salona geldi.
Perdeyi araladı ve bahçeye göz gezdirdi. Tekerlek seslerini duyduktan sonra ben de kafamı kaldırıp pencereden dışarı baktım.
"Bir yere mi gidiyorsun?" dedim merakla.
Cesur bir bana bir de arabaya baktı. "Gidiyoruz," dedi ve bana doğru ilerledi. "15 dakikaya hazırlanabilir misin?"
Hemen yerimden kalktım. "Nereye gideceğiz?" dedim merakla.