Hiç kıpırdamadan bir süre baktı. Çok uzun bir süre gibiydi. Aradan denizler, dağlar, yıllar geçmiş gibi uzunca bir süreydi. Ben bir şeyi ima etmem, direk olarak söylerim demişti. Eğer bu bir şaka değilse, için de ima olmayan gerçekti. Yüzüme söylenen gerçek karşısında bir şeyler yapmazsam yenilgiyi kabul etmiş gibi hissedecektim. Eğer beni tanıyorsa tek başıma da olsam karşısında cesur olduğumu bilmesi gerekiyordu. Yağız'ın geri çekilmesine fırsat kalmadan, çatalıma makarnayı sararak havaya kaldırdım. Gözlerimi kısmış şekilde makarnaya bakarken, alayla gülümsüyordum.
" Kimbilir. Belki de." Dedim. Sesim istediğim kadar soğuk ve cesur çıkmıştı. Makarnayı ağzıma alıp yavaşça çiğnerken, tatmin olmuş bir kalple geriye doğru yaslandım. Niye böyle bir hareket yaptığımı bilmesem de pişman değildim. Garip şekilde üzerime güç gelmişti. Derinlere daldığım gücüm Yağız'ın konuşmasıyla yarım kaldı.
" Fazlaca cesursun." Hiç şaşırmış gibi durmuyordu. Sanki bu hareketimi bekliyormuş gibi oldukça rahattı. Eğer beni sınıyorsa ki sınıyordu, kafa tutmaya devam edecektim.
" Öyleyim."
" İnatçısın da."
" Biraz."
" Tek başına iyi yaşıyorsun." Giderek can sıkıcı olmaya başlasa da devam ettim.
" İdare ediyorum."
" Söylediğim her söze verecek bir cevabın var."
" Pratik zeka."
" Ukala olduğunu kabul ediyorsun."
Konuşma yine farklı boyutlara kaymış, içimde oluşan düşman kavramı beni sinir etmeye çalışan arkadaş kavramına geçiş yapmıştı. Birbirimize olan düşman bakışlar bile sönmüş gibiydi. Birbirimize değildi aslında. Yağız Arıkan benim gibi aciz bir düşmanı kabul etmezdi. Bakışları daha çok üzerimde hakimiyet kurmaya çalışan patron gibiydi. Arada bir beni, eskiden beri tanıyormuş gibi kafamın içindekileri yüzüme söylemesi vardı. Ama kesinlikle düşman gibi değildi. Ama niye böyle davranıyordu çözemiyordum. Nefesimi dışarı üflerken başımı iki yana salladım.
" Etmiyorum."
" Ukala değilsin yani?"
" Yani."
" Deli cesareti var o zaman?"
" Aklım gayette başım da." Tabi birazdan Yağız'ın sorularıyla delirmezsem.
" Şaşkın mısın?"
" Değilim."
" Emin misin?"
" Eeee...mi..nim." dedim mırıltıyla. Sonunda ne çıkacağını hiç bilmiyordum.
" Hiç sanmıyorum." Başını iki yana salladı. Dudağı alayla yukarı kıvrıldı. Neydi şimdi bu? Ne anlamam gerekiyordu. ? Bu adam niye bu kadar karışıktı? Yine kafamın içinde düşüncelerime ağırlık yapan bir sürü soru oluşmuştu.
" Ne demek istiyorsunuz?"
" Açık değil mi?"
" Hayır." İçimde patlak veren gerçek cevap mantık kapımı yeni açıyordu. Karşımdaki adam düşman olarak değil patron olarak konuşuyordu ve benim bunu fark etmemi bekliyordu. Kafam düşman kelimesin de o kadar takılı kalmıştı ki niye böyle davrandığını görememiştim. Her cevabı aklım başım da vermiştim ve şuan Yağız'a söyleyecek hiçbir bahanem yoktu. Gözlerimi kaçırarak Kerem'e baktım.
" Başka bir şey ister misin?" hayır anlamın da başını sallarken makarnayı iştahla yemesi içim de garip bir mutluluk oluşturdu.
"Konuyu değiştirmek, iyi bir kaçış yoludur." İçimde saklı olan bir çok şeyi yüzüme karşı açık şekilde söylenmesi oldukça rahatsız ediciydi. Ama bunu zaten beni rahatsız etmek için bilerek yapıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TEHLİKE
Ficção Geral"Sen bana nefretle bakarken ben seninle ailenden sana kalan en değerli mirasmış gibi sahiplendiğin çayı içmeye can atmaya başladım. Evden nefret eden ben evin mutfağında çıkmıyordum artık. Bıraksam kendimi mutfakta uyuyacaktım, seni daha fazla göreb...
