Saniyeler...
İnsan hayatı için ne kadar önemliydi. Geçen zaman içinde bir saniyenin bile önemini yaşayan bilir.Ailemin kazasının saniyeler içinde olması. Her birinin nefesini saniyeler içinde bitmesi. Ve saniyeler içinde yalnız kalmam. Yaşamım ne kadar uzun olursa olsun saniyeler içinde kaybettiğim ailemin acısının ömrümce benimle birlikte olması. Saniyeler içinde başlayan aşk, saniyeler içinde duyduğum kelimeler ve saniyeler içinde başlayan güvensizlik... ...
Arya kaldıramaz...
Ve aynı saniyeler içinde üstüme yürüyen binlerce düşünce.
Neyi kaldıramam, niye kaldıramam...
Ve yine aynı saniyeler içinde vermem gereken karar...Yağız benden ne saklıyor ve ona ne kadar güvenmeliyim. Belki bu düşünceleri milyon kere sorup, milyon kere cevap vermiş olsam da için de bulunduğumuz durum ve duyduğum endişeli ses tonu açtığım beyaz bir sayfaya damlayan kara bir leke gibi anında kendini belli ediyordu. Şüphe bir yerden giriş yolu buldu mu su hızıyla her yanı kaplaması saniyeler sürüyordu. Şüphe hastalığına yakalamak bir saniye, iyileşmek bir ömür...
Ben artık bundan çok yorulmuştum. O kadar çok yorulmuştum ki kafamın içinde ki cümleler oradan oraya savrulup beni delirtmesin diye sürekli birbirleri arasında bağlantı kurmaya çalışıyordum. Güvensizlik kelimesi aramızdan kalkmışken yeniden oluşmasına izin veremezdim. Ne olursa olsun Yağız'a güveniyordum. Beni bu yolun sonunda öldürecek olsa bile ona güveniyordum.Güvenmek zorundaydım. Başka çarem de yoktu ki zaten...
"Arya."
Bu sefer ses daha yakından geldi. Merdivenlere çıkmaktan vazgeçtim. Yağız'a doğru döndüm. Ben dönerken o da mutfak kapısından çıkıyordu. Başımı öne eğdim. Sebebini bilmiyorum ama galiba düşünceleri bastırırken gözlerime dolmasına engel olamadığımdan gözyaşlarım ağırlığıydı.
Bir damla gözyaşı ne kadar ağır olabilirdi ki... Oluyordu işte. Bir damla gözyaşının tonlarca ağırlığı başımı öne eğiyordu.
Ellerimin titremesi biraz önce bulduğum karttan dolayı değil de daha çok anlık hissedip yok olan boşlukta kayboluşum gibi duruyordu. Duygu dünyam darmadağındı. Arafı bile kaybediyordum sanki. Yutkundum. Derin nefes aldım. Gözyaşlarımı sildim. Dudağımı ısırdığım için biraz canım yandı. Hissettim. Bu iyi bir şeydi çünkü hala yaşıyordum.
"Canım."
Bir kere söylenen ama binlerce duygu hissettiren kelime. Başımı kaldırdım. Yağız telefonu kapatıp cebine koyarken endişeli gözlerle bana bakıyordu.
"Yağız."Dedim. İçimde ki şüpheyi öldürücü şifreyi söylüyormuşum gibi.
"Canım."Gözleri gözlerimde neler aradığını çok iyi biliyordum. Bir şeyler olmuş der gibi bakıyordu.
"Yukarısı çok ıssız."Dedim. Açık açık sorsam cevabından kaybolacağımdan korktuğum için ağzımdan başka kelimeler çıktı. Yalan da değildi. Yukarısı değil içim ıssız kalmıştı. Üşüyordum.
Yağız anlamış gibi kollarını iki yana açtı. O kadar yavaş hareket etti ki zaman durdu sandım. Sığınaktı işte. Ne olursa olsun, ne saklarsa saklasın Yağız benim sığınağımdı. Ve benim o sığınağa ihtiyacım vardı. Hem sadece Yağız mı bir şeyler saklıyordu. Benden ondan saklıyordum. Herkes bir şeyler saklamıyor muydu sevdiklerinden. Yağız benden ne kadar çok şey saklıyorsa ben de o kadar çok şey saklıyordum. Hatta daha fazlasını. Tüm sırların ağırlığı ile aynı yavaşlıkta yürüdüm. Aramızda oluşmaya başlayan uçurumdan atladım. Düşmeden ve düşünmeden Yağız'a sarıldım. Zaman dursun istedim. Dursun ve ben bu an da kaybolayım. Artık burada bir işim kalmamıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TEHLİKE
General Fiction"Sen bana nefretle bakarken ben seninle ailenden sana kalan en değerli mirasmış gibi sahiplendiğin çayı içmeye can atmaya başladım. Evden nefret eden ben evin mutfağında çıkmıyordum artık. Bıraksam kendimi mutfakta uyuyacaktım, seni daha fazla göreb...
