29. BÖLÜM- MANZARA

6.8K 479 272
                                        

Eczaneye arkamı döndüğüm için konuşanları görmesem de uzakta olmama rağmen konuşulanları net olarak duyabiliyordum.

" Senin ne işin var burada?"

" Yağız demi O?"

" Gizem dur bir dakika. Beni dinle."

" Dinliyorum anlat."

Yağız'ın kız arkadaşı olduğunu düşündüğüm kızın konuşmalarına bakılırsa beni fark etmediği sadece Yağız'a odaklandığı belli oluyordu.

" Anlat. Pelin. Ne bekliyorsun. Yurt dışından ne zaman gelmiş? Ve niye benim şimdi haberim oluyor?"

" Ne zaman geldiğini bilmiyorum. Ama .."

" Ama ne? Neyse boşver. Bunları yemek yerken Yağız'a sorarım."

" Gizem. Bilmen gereken bir şey var."

" İşim var Pelin beni oyalama."

" Yağız yalnız değil?"

" Ne?"

" Yağız yalnız değil."

" Bu ne demek şimdi?"

" İleride arkası dönük kızla birlikte ve oldukça samimi gözüküyorlardı."

Arkası dönük kız.

Bir kadının korkunç kıskançlığının kokusunu alabiliyordum ve bu koku hiç iyi hissettirmiyordu. Kısa bir sessizlikten sonra kulağıma gelen topuk sesi giderek yaklaşmaya başladı. Ayakkabının topuğundan çıkan intikam sesi gibiydi.

Acilen bir şeyler yapmam gerekiyordu. Eğer Gizem beni görürse bu kıskançlıkla intikam almak için yapacağı tek şey beni mahvetmeye çalışmak olurdu. Bunun için yapacağı ilk şey ise kim olduğumu öğrenmekti. Kimliğim ortaya çıktığı an da Gizem'in beni mahvetmesine gerek bile kalmazdı. Pusuda bekleyen tüm kurtlar üzerime atlayıp parçalara çoktan ayırırdı.

Saçma bir kıskançlık yüzünden intikamımı tehlikeye atamazdım. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Yağız hala telefonla konuşuyordu ve Yağız'a açıklama yapmak için hiç vaktim yoktu. Elinde tuttuğu arabanın anahtarı aldım. Garip şekilde yüzüme bakmaya başladı.

Yağız. Tabi yaa.

Arabanın kapısını açtığım anda çıkan ses düşüncelerimin kapısını da aralamıştı. Aklıma yeni gelen düşünce öfke solutuyordu. Bunu daha önce nasıl düşünemediğime kızamıyordum bile. Herşey bir oyundu. Eski kız arkadaşı kıskandırma oyunuydu. Aptal gibi bu oyunda farkında olmadan kullanılmayı kabul etmişim gibi duruyordu.

Bu kadar tesadüfün bir araya gelmesi imkansızdı zaten. Tabi tüm bunlar planlanmadıysa.

Bu eczaneye gelmek, kıyafet alınması, eczanede mutlu çift gösterisi, eczaneden çıktığımızda aniden gelen saçma telefon görüşmesi, bu bahane ile Yağız'ın yanımdan ayrılması. Tüm gösteriler mükemmel bir planın parçasıydı ve ben bu planın masummuş gibi görünen aptalıydım. Nasıl aklıma gelmemişti anlamıyordum. Dudağımın kenarını ısırken hissettiğim kan tadı kim olduğumu hatırlattı.

Yağız'ın elinden tutarak yolcu koltuğunun kapısını açtım. Binmesi için elimi uzattım. Her hareketim aceleyle olduğu için Yağız şaşkınlıktan muhtemelen ne yapacağımı merak ettiği için hiç itiraz etmeden yolcu koltuğuna oturdu. Kapıyı kapatışımda ki sertlik kullanılmışlığımın öfkesini taşıyordu.

Yüzümü Gizem'in göremeyeceği şekilde elimle kapatıp koşar adımlarla arabanın arkasından dolaştım. Sürücü tarafına binerek kapıyı kapattım. Arabayı çalıştırarak tüm öfkemi gaza yükledim. Araba asfalt yolda ses çıkarırken çoktan hız yapmıştım. Burada daha fazla kalmak, aptal konumuna daha fazla düşmek istemediğim için trafiğin izin verdiği kadar gaza basıyordum. Sinirle direksiyonu sıkmaktan ellerim beyazlamıştı. Arkamda bıraktıklarıma yan aynadan takip ederken Gizem'in öfkelendiğini görüyordum. Umursamadan köşeyi döndüm. Yağız telefonunu çoktan kapatmıştı. Muhtemelen ne yapmaya çalıştığımı açıklamamı bekliyordu ya da kendisinin anlaması için yüzüne bakmamı.

TEHLİKEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin