Gözümü açtığımda koltukta değildim. Yağız'ın yatağında ben vardım ama Yağız yoktu. Ne ara uyuduğumu hiç bilmiyordum. Ne zaman buraya yattırıldığımdan da bi haberdim. En son Yağız'ın ateşine bakmıştım. Sonra Yağız rahatladı diye ben de rahatlayıp onu izlemeye başlamıştım. Sonra. İşte herşey sonrasındaydı ama... Hızla doğrulup etrafıma baktım. Yağız diye sessizce seslendim. Birileri duyar korkusu vardı çünkü. Ama odadan ses gelmedi. Gözüm komadinin üzerine bıraktığım kupanın önüne bırakılmış kağıda takıldı.
Bu da demekti ki Yağız gitmişti. Kağıdı elime alıp notu okumaya başladım.
Kupa ile çay getirmeyi sana hiç yakıştıramadım...
Akşam geldiğim de ince belli, zarif bardaklardan çay içeriz...
Şimdi çıkmam lazım...
Bey efendi lutfetmiş merak etmeyim diye not yazmış. Sağolsun. Hiç merakta kalmadım şuan. Zaten iyi olup olmadığını, yemek yiyip yemediğini, ne zaman geleceğini, akşama kadar kendine dikkat edip etmeyeceğini hiç merak etmiyorum ki. İnsan uyandırır nasıl olduğunu söyler demi ama yok... Kesin rahatsız etmek istememiştir. Allah bilir kaç saat uyudum. Kimse de gelip kaldırmamış. Bir an da duraksadım. Rüya olup olmadığını fark etmek için bekledim. Elim kalbimin üzerine gitti. Sakinleşip nefesimi dinledim. Herşey normaldi. Rüya değildi. Sonu kabusla bitmeyecekti.
Ve ben uynadığımdan beri, ailem öldükten sonra ilk defa kendim gibi davranıyordum. Eski Arya gibi... Sitemlerini rahatlıkla sıralayan ve hatta bunu yaparken de içinden konuşmayıp dışından söylenen... Giderek şizofren olduğumu düşünmeye başlamışken hatta buna inanmışken şimdi böyle normal gibi hissetmek garip gelmişti.
Yüzüme şaşkın bir gülümseme yerleşirken ikinci şoku elime aldığım saati gördüğümde yaşadım. Yanlış görüyorum diye tekrar baktım ama yanlış değildi. Saat çalışıyordu ve vakite bakılırsa ben toplasan yarım saat falan ancak uyumuştum. Hala sabahın erken saatleriydi ve birilerinin uyandığını hiç sanmıyordum. İmkansız gibiydi. Kendimi fazlaca dinlenmiş hissettiğim için imkansız geliyordu.
Yüzüme yerleşen gülümsemenin bu seferki anlamı sevgi ve huzurdu. Böyle bir sabaha uyanacağımı hiç hayal etmemiştim. Ve buruk olacak olsa da güzel hayallerimi oynadığım intikam oyununu kazadıktan sonrasına saklıyordum. Tabi sonun da ölmezsem... Ama şimdi hayalini bile kurmadığım duyguyla gözlerim açılmıştı sabaha. İçim de devam eden merak ve endişe vardı Yağız'ın nasıl olduğu ilgili hem de çok büyük bir meraktı. Ama aynı zaman da garip bir huzurda vardı.
Hepsi Yağız sayesindeydi. Unutulmuş bir beni ortaya çıkarmasıyla. Nasıl yaptığını bilmiyordum ama bir şekil de unuttuğum kendimi bulmuştum. Tam kaybolacağım an da kaybolmama izin vermiyor yaşadığımı hissettiriyordu. Aşka tutulmuş leyla değil de aşkan kaybolmuş mecnunun kendinden geçmişliği ile ayağa kalktım. Hızlı bir kalkış olmuştu ağır çekim de seyreden.
Gerçek dünyaya uyandırılınca hızla tekrar oturdum. Ayaklarımın acısıyla. Sert bastığım için acısının sert olacağını düşünmüştüm ama beklediğim bir acı olmadı. Öne doğru eğilerek ayağıma baktım. Sargılar yeni değiştirilmiş gözüküyordu. Şaşkındım ama ayağımda ki sargıların ben uyurken değiştirilmesinden değildi. Sonuç ta Yağız dan bahsediyordum. Yağız varsa hiç bir şey imkansız değildi seni nasıl istersen öyle hissettiriyordu. Asıl şaşkınlığım sargı bezinin üzerine yazılmış ikinci bir nottaydı.
Ayakta fazla kalma...
Kelimeler arasında benim için endişe vardı. Kalbim de ise buna karşılık olarak pişmanlık. Aşkın tüm imkansızlıkları imkana dönüşmüş önüme sunulurken doyasıya yaşamama bir çok engel vardı. Kemal Arıkan gibi... Yavuz Kurt gibi... Vicdan gibi... Mahcubiyet gibi... Ve gibi kelimesinden sıyrılıp tüm ruhumu ele geçiren tek kelime intikam için...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TEHLİKE
General Fiction"Sen bana nefretle bakarken ben seninle ailenden sana kalan en değerli mirasmış gibi sahiplendiğin çayı içmeye can atmaya başladım. Evden nefret eden ben evin mutfağında çıkmıyordum artık. Bıraksam kendimi mutfakta uyuyacaktım, seni daha fazla göreb...
