" Sana söylüyorum."
" Buyurun." Derken ses tonum garip çıkmıştı. Her an kaçacakmış gibi kapıya doğru bakıyordum.
" Gelen konukları bu şekilde mi karşılıyorsunuz?"
" Anlamadım?"
" Yüzüme bakarsan anlarsın."
Canan'a olan üzgünlüğüm kızgınlığa dönüşmeye başladı. Ne vardı sanki 2 gün daha sabretmiş olsaydı. Gerçi neyi sabredecekti onu da anlamıyordum ya. Hayatım zaten pamuk ipliğine bağlı her an koptu kopacak korkusuyla geçiyordu. Bir de şimdi bu saçmalıklarla uğraşmak zorunda kalıyordum. Kaçma planları yapmış olsam da ısrarlı konuşmasından dolayı merakıma engel olamayarak başımı önümde adama doğru döndüm.
Nefesime tutmuş kaçıncı kez buyrun kelimesi kullanırken dişlerimin arasında konuşuyordum.
" Böyle bir kıyafetle çalışan ilk defa görüyorum. Dikkatimi çekti de. Yeni moda bu mu şimdi?"
Hey Allah'ın ya! Ne korkusu yaşamıştım neler duyuyordum. Tüm belalı dikkat çekmeler beni buluyordu. Bela mıknatısıydım sanki. Hayattan korkmak için yaşıyordum.
" Bakıcıyım ben." Dedim." O yüzden böyleyim."
Başımı kaldırdığım da kısa bir şok yaşadım. Karşımda heybeti ile duran adam Vedat İnce'nin oğlu Soner'di. Daha bu gece kabuslarım da yer alan adamın oğlunun ertesi gün karşımda canlı olarak görmek hangi tesadüflere sığdıracağı mı şaşırıyordum. Kardeşi Hakan'ı liseden tanıyor olsam da Soner hakkında çok bilgim yoktu. Birkaç magazin haberi... Birkaç dergi röportajı... Birkaç basit bilgi... Hakan olsa beni tanırdı ama Soner'in beni tanıyacağını hiç sanmıyordum. Yine de dikkatli olmalıydım. Aceleyle yapacağım küçük bir hareket sonum olurdu.
" Neden sustun?"
Yüzüm de gezinen garip bakışlara eklenen ses tonu hiç güven vermiyordu.
" Af edersiniz." Dedim. Sanki biraz önce yanlış bir şey söylediğim için şaşırmışım havası vermeye çalışıyordum. Umarım işime yarardı." Ben Kerem'in bakıcısıyım. Çalışanımız rahatsızlandığı için kahvenizi ben getirdim. Sizi böyle karşılayarak rahatsızlık verdiğim için lütfen kusura bakmayın."
Galiba Canan olsa böyle cevap verirdi. Ya da buna benzer bir cevap. Yaptığım uzun açıklamanın sebebi adamın dikkatli bakışlarını inandırmak için olsa da içten içe kendime kızgınlık yaşıyordum.
" Afiyet olsun." Diye konuşmayı sonlandırdım.
" Rahatsız olmadım." Bakışları yüzümden vücuduma doğru kaymaya başladı. Hiç acele etmeden baştan aşağı süzdü. Öfkelensem de sesimi çıkarmadım." Tam aksine, kahveyi senin getirmene memnun oldum."
Bıraktığım yerden kahvesini alarak sesli şekilde bir yudum aldı.
" Kahven de senin gibi oldukça hoş." Dudağı alayla yukarı kıvrıldı.
İlk gördüğüm de heybeti ve sert ifadesi ile korku yaşamama sebep olan adam şuan karaktersiz bir şekilde sarkıntılık yapıyordu. Gerçi Kemal Arıkan ile görüşmek için bekleyen bir adamın iyi birisi olacağını düşünmek aptallıktı. İçim de ortaya çıkan asi yanım adama haddini bildirmem için baskı yapsa da kendime hakim oluyordum. Şuan yapılacak daha önemli işlerim vardı. Kemal Arıkan'ın Soner'le ne görüşeceğini öğrenmem gerekiyordu.
Kendime hakim olduğumu düşünsem de bu kesinlikle kendimi kandırmacadan başka bir şey değildi. Ne afiyet olsun demek geçiyordu içim de ne de daha fazla Soner'in yanın da kalarak kendime işkence etmek. Sesimi çıkarmadan kapıya döndüğüm an kulağımı tırmalayan kahkaha sesi omuzumun üzerinden adama bakmama sebep oldu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TEHLİKE
General Fiction"Sen bana nefretle bakarken ben seninle ailenden sana kalan en değerli mirasmış gibi sahiplendiğin çayı içmeye can atmaya başladım. Evden nefret eden ben evin mutfağında çıkmıyordum artık. Bıraksam kendimi mutfakta uyuyacaktım, seni daha fazla göreb...
