Ertesi gün, saraya geldiğimde herkesin bana bakarak bir şeyler fısıldaştığını gördüm. Bari arkamdan yapsaydınız, direk yüzüme yüzüme de olmaz ki böyle.
Im Seo Jung ve Nam Hye Mi koşarak yanıma gelmişlerdi, nefes nefeselerdi. Onlar soluklanırken sol omzuma dokunan bir el hissetmiştim. Arkama baktığımda bu kişinin Min Yi Jung olduğunu gördüm ve o da nefes nefese kalmıştı.
"Ölü falan mı gördünüz diyeceğim ama ikiniz önden biriniz arkadan geldiniz. Aynı ölüyü görmüş olamazsınız herhalde."
Seo Jung konuşmaya başladı.
"Saray dedikodularını duymadın mı?"
"Ne dedikodusu?"
Hye Mi yüzünde kocaman bir tebessümle "Kral majesteleri ile... sen... işte şey... anladın?" diye kıkırdadı.
"Ne?"
Bu sefer Yi Jung beni kendine çevirerek konuşmaya başladı.
"Siz Kral majesteleriyle yakın bir muhabbet içerisindeymişsiniz ve Kraliçe sizi basmış."
"Yok artık! Saraydakilerin işi gücü yok mu?"
Demek, bütün sarayda fısıldanan dedikodu buymuş. Aslında hoşuma gitti ama Kraliçe bizi basmış falan o kısmı pek hoş olmamış.
***
Kraliçenin beni çağırmasıyla biraz irkilsem de kendimden emin bir şekilde huzuruna çıktım. Sonuçta benim bir suçum yoktu geçen sefer. Ha bu ileride suçlu olmayacağım anlamına gelmez ama şimdilik masumum işte.
"Otur, Cariye Shin."
Selamla eğildikten sonra karşısındaki mindere oturuverdim.
"Açıkçası lafı pek uzatmayacağım." diye sözlerine başladı.
"Kral majestelerimle herhangi bir ilişkiniz var mı?"
İyi dinle, Kraliçe Yeun Ja. Şimdi söyleyeceklerim sadece bulunduğumuz zamandaki durumumuz.
"Hayır, efendim. Öyle bir şey nasıl olabilir? Geçen sefer sadece bir yanlış anlaşılma üzerine geldiniz."
"Bende öyle düşünmüştüm, Cariye Shin. Bir daha sakın böyle yanlış anlaşılmalara fırsat verme. Saray, dedikodularıyla meşhur bir yerdir."
Vay be. Pamuk gibi kadın, sevdiği adam söz konusu olunca nasıl da dolaylı yoldan "Ayağını denk al, ben Kraliçeyim sen ise basit bir cariye." imasını verdi. Bu kadın milleti kocaları olunca ikinci kadını pençeleriyle parçalar vallahi.
"Dikkatli olacağım. İzninizle."
***
Ana kraliçe yine her zamanki gibi bahçesindeki çiçeklerini suluyordu. Bunu yaparken oldukça mutlu görünüyordu. Acaba dedikoduları duymuş muydu? Bence duysa bu kadar sakin kalmazdı, benimle kesinlikle konuşurdu.
Gerçi ben kimim ki? İki güzel söz söyledi diye bende kendimi bir şey sandım galiba. Ne diye bana bir şey desin ki? Bir kere oğlunun bana bakmayacağını biliyor. Doğrusu o da neyimi beğenemedi, anlayamadım da neyse.
"Kral majestelerimiz geliyor!"
Acaba duymuş muydu? Kesin beni idam ettirecek. Ama benim bu sefer gerçekten suçum yoktu vallahi. Hayır yani, o çekti beni kendine. Başlarımız eğik bir şekilde dursak da onun yanımdan geçtiğini hissetmiştim. Açıkçası korkudan biraz titrediğimi itiraf etmeliyim. Saraya Kral'a zarar vermek için gelecek kadar cesaretli birisiyim ama şu an niye bu korkaklık, anlayamadım.
Birlikte Ana Kraliçenin odasına geçtiklerinde derin bir nefes aldım. Belli ki, annesini özlemiş ve gelmiş. Ben niye bu kadar çok gerildiysem yani, değil mi? Biraz zaman geçtikten sonra yalnızca Kral majesteleri dışarı çıkmıştı. Bana uzunca bir süre göz gezdirdikten sonra bir şey söylemeden yanımdan geçerek gitti. Rahatlamıştım.
"Cariye Shin Yoora!" Ana Kraliçenin bana seslenmesiyle erken rahatladığımı anlamıştım.
Huzuruna gittiğimde bahçede gülümseyen kadının şimdi ifadesiz olduğunu görmüştüm. Oturmamı emretmesiyle Ana Kraliçe'yi selamladım ve oturdum.
"Cariye Shin..." diye konuşmaya başladı.
"Kral majesteleri ve senle ilgili bir dedikodu yayılmaya başlamış. Duymuş olmalısın. Benim için dedikoduların bir önemi yok. Hatta bu dedikodunun gerçek olmasını isterim... Lakin Kralımız, bu durumdan hoşnut değil. Sanırım saraydan ayrılsan iyi olacak. Aksi halde bu sarayda seni kötü günlerin bekleyeceğini düşünüyorum. Kral ve Kraliçe YeunJa yüzünden."
Bu, seni kovuyorum demenin kibarcası mıydı? Resmen suratıma suratıma "Sarayımdan defol, cariye süprüntüsü!" dendi. Daha bir şey de elde edemedim, bunca emek boşuna mıydı yani?
"Söyleyeceklerim bu kadar."
Senin söyleyeceklerin bu kadar da, benim sol yanımda açtığın yara ahanda bu kadar! Ailemin intikamını nasıl alacaktım şimdi? Bir çıkış yolu bulmalıyım ama ne...
Birden "Gidemem." dedim. Hayır, bu özgüveni de nasıl çıkardım bilmiyorum ama. Aynı özgüvenle devam ettim konuşmaya.
"Bu saraya giren cariyenin ancak ölü bedeni buradan çıkabilir. Saraydaki herkes Kralın şahsi malı sayılır. Unuttunuz mu, Ana Kraliçem?"
Ana Kraliçe buruk bir gülümsemeyle "Sandığımdan daha zeki bir kızsın. Lakin Kral istemediği bir kıyafetinden, ayakkabısından, kitabından kendi isteğiyle vazgeçebilir." diye yanıtladı.
"Ama o kıyafeti, ayakkabıyı kimse giymez. Yakılır. O halde beni de yakın!"
Şimdi seni kolundan tutup kraliyet askerlerine "Bunu yakın, kendini ne zannediyor bu?" diye verse ne yapacaksın, Shin Yoora? Hı, ne yapacaksın? Umarım öyle bir şey demez.
"Kralın emri üstüne söz söylemeye mi cesaret ediyorsun? Cariye Shin, önce huzurumdan sonra sarayımdan ayrıl."
Bütün o dil dökmelerim hiçbir işe yaramadı ve ben, kendimi sarayın çıkış kapısının önünde buldum. O an dişlerimi öyle bir sıktım ki sinirden ve hırstan, ağzımın içinden kan dökülmeye başladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Joseon: İntikam
Fiksyen Sejarah1600'lü yıllarda Joseon Kralı Lee Dong Joon hastalığı nedeniyle vefat eder. Oğlu, veliaht prens henüz 13 yaşındadır. Ölen kralın kardeşi, Büyük Prens Lee Dae Joon, onun tecrübesizliğinden yararlanarak tahta geçer. Buna rağmen veliaht prens ve yandaş...
