Beni sorgu odası yerine şeffaf camlı küçük bir bekleme odasına tıktılar. Erik'i ise koridorun sonundaki babasının ofisine benzer bir odaya sürüklemişlerdi. Şerif'in ona ne yapacağını düşünmek içimi kemiriyordu ancak kendi çaresizliğim çok daha iç karartıcıydı.
Babam camın arkasında bir o yana bir bu yana volta atıyor, birileriyle hararetli bir şekilde tartışıyordu. Onu ilk kez bu kadar dağılmış görüyordum.Gerçekten de hapı yutmuştum. O dürüst ve sarsılmaz adamın omuzları bu kasabanın karanlığı altında ilk kez çökmüştü.
''Alice!''
Karakolun giriş kapısı büyük bir gürültüyle açıldığında yağmurdan sırılsıklam olmuş, nefes nefese bir figür koridorda belirdi. Bu Tyler'dan başkası değildi.Polisler onu durdurmaya çalışırken cama yumruğunu indirdi.
"Alice! İyi misin?!"
Camın diğer tarafındaki Tyler'a baktım ama dudaklarım mühürlenmiş gibiydi. Tek bir kelime söyleyemedim. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımdaki kurumuş çamur izlerine karışırken, ona ne diyebilirdim ki?
"Erik, Mac'i vurdu" mu demeliydim? Yoksa "Andrew'u öldürdük, sonra da cesedini göle attık" mı?
Her şey o kadar hızlı ve geri dönülemez bir şekilde birbirine girmişti ki artık tamamen çaresizdim.
"Alice, bana bak! Konuş benimle!"
Cama vuran yumruğunun sesi koridorda yankılandı. Ancak ben başımı yavaşça iki yana sallamakla yetindim. Gözlerimi ondan kaçırıp ellerime indirdim.. Hala Mac'in omzundan sıçrayan o sıcak kanın hayali lekesini taşıyor gibiydiler. Ona cevap veremezdim. Eğer konuşursam içimdeki o devasa enkazın altında Tyler'ın da kalacağını biliyordum. Babamın öfkeli sesi, Tyler'ın camı yumruklayışı ve Erik'in koridorun sonundaki sessizliği... Rosewood'un tüm günahları bu küçücük odanın içine doluşmuştu..Sadece izledim. Tyler'ın polisler tarafından geriye doğru çekilişini, yüzündeki o çaresiz öfkeyi bir yabancı gibi izledim. Artık kelimelerin bittiği ve sadece sonuçların konuşacağı o lanet noktadaydık.
Bu sırada şerif odasından çıktı. Gömleğinin kollarını sıvamıştı.
"Evine git Tyler!" dedi otoriter bir sesle. "Burada seninle ilgili bir durum yok. Alice ve Mac arasındaki bu...talihsiz meseleyi çözüyoruz."
Tyler'ın bakışları bana kilitlendi. "Doğru mu bu?" diye sordu."Söyledikleri doğru mu Alice? Onunla mıydın?"
Hıçkırıklara boğularak fısıldadım: "Lütfen git Tyler..Sadece git."
"Git mi?" diye kükreyince sesi koridorda amansızca yankılandı. "Bana git mi diyorsun? Seni bütün gece bekledim! Ben senin için endişeden delirirken sen ...o herifle miydin?"
Babam "Tyler, yeter!" diyerek araya girmeye çalışsa da Tyler onu sert bir omuz darbesiyle kenara itti. Gözlerindeki o vahşi öfke şimdi yerini saf bir tiksintiye bırakmıştı. Karşısında bir zamanlar sevdiği Alice yoktu artık..Onun gözünde ben tüm anılarımızı kirleten ve bakmaya bile tahammül edemediği bir kara lekeye dönüşmüştüm.
"Senin için her şeyi yapardım Alice." dedi, sesi bu kez ürkütücü bir fısıltıya dönmüştü ama bu fısıltı bağırmasından daha çok canımı yakmıştı.
"Ama artık benim için tamamen bittin.''
Tyler aniden arkasını döndü ve öfkesini boşaltacak bir yer ararcasına koridordaki metal çöp kovasına öyle şiddetli bir tekme attı ki yankısı kulaklarımı sağır edip geçti. Kapıya doğru yürürken arkasından bakakaldım. Sonra çömelip ağlamaya başladım..Neden her şey bu kadar zor olmak zorundaydı? Neden ? Biliyorum..Tyler'ı yeniden kaybetmiştim. Ama bu seferki kayıp Andrew'un bizi ayırdığı zamanki gibi değildi. Bu kez aramızdaki köprüleri bizzat kendi ellerimle, kendi karanlık sırlarımla havaya uçurmuştum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
ActionÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
