63

121 8 24
                                        





Sular durulmuş gibi görünse de dipten lanet bir akıntı devam ediyordu. Ancak hem Jason hem de ben akıl sağlığımızı koruyabilmek ve yaşadığımız o korkunç sırrın altında ezilmemek için kendimizi hayata bağlayacak tek bir çıkış yoluna adadık: Rutinlerimize.

Jason burs hayallerini ve geleceğini kurtarmak adına kelimenin tam anlamıyla kendini havuzun sularına bıraktı. Antrenmanlarının dozunu iki katına çıkardı. Okul çıkışlarında, sabahın ilk ışıklarında herkes uyurken o sürekli yüzüyordu. Ben ise tamamen okula ve derslerime odaklandım. Akıl hastanesinden çıkan deli kız imajını yıkmak, öğretmenlerin ve en önemlisi babamın şüpheci bakışlarını üzerimden çekmek için kütüphaneden çıkmıyordum. Notlarım yükseldikçe zihnim Bay Champbell'in cansız yüzünden bir anlığına da olsa uzaklaşıyordu. Kitapların dünyası Rosewood'un gerçeklerinden çok daha güvenliydi.

Bu sırada kasabada kartlar yeniden dağıtıldı. Tyler ve Cassie'nin ilişkisi beklendiği gibi çok kısa sürdü. Tyler Jason'ın sınırlarını zorlayıp benden Logan'ın intikamını aldıktan sonra Cassie'ye olan ilgisini bir saniyede kaybetti. Onu acımasızca terk etti. Cassie lisenin başından beri taptığı Jason'ı kaybetmenin üzerine bir de Tyler tarafından bir piyon gibi kullanılmanın ağırlığıyla okulda bütün otoritesini kaybetmişti. 

Tyler ise bildiğimiz Tyler'dı..Ayrılığın hemen ardından hiçbir şey olmamış gibi her hafta sonu okuldan başka kızlarla, farklı arabaların içinde takılmaya başladı. Onunla karşılaşmamak için elimden geleni yapsam da arada bir yan yana geldiğimizde gözlerindeki o lanet bakışı görmemek için her şeyi verebilirdim.

Bu sıkıntılı geçen günlerde babam Crimson High'ın Geleneksel Bahar Gezisi'ne gitmenin bana iyi geleceğini düşünmüştü ancak ikimiz de bunun hayatımın en berbat günlerinden biri olacağını kesinlikle habersizdik..

 Göl kenarındaki kamp alanı çam ağaçlarının keskin kokusu ve suyun dingin sesiyle aslında huzur verici olmalıydı. Ancak benim zihnim tahmin ettiğiniz şeylerle meşguldü. Babam beni bu "normal" hayatın içine zorla iterek iyilik yaptığını sanıyordu ama ne kadar zorlarsam zorlayayım bir türlü odaklanamıyordum.

Victoria ve Christian bu boşluğumu fırsat bilmekte hiç gecikmediler. Öğle yemeği telaşıyla kurulan masaların arasında yankılanan o alaycı sesi duyduğumda modum daha da düştü. Victoria elindeki kahve bardağını lanet bir aksesuar gibi sallayarak tam karşımda belirmişti.

"Alice, tatlım!" dedi sahte ses tonuyla."Ne o? Yoksa bugün haplarını almayı mı unuttun? Çok dalgın görünüyorsun."

Yanında dikilen Christian da her zamanki gibi pis pis sırıtıyordu. İçimdeki öfkeyi bastırarak "Yine mi siz.." diye mırıldandım.

Hiç davet edilmeden biri sağıma diğeri soluma oturdular. Victoria sanki en yakın arkadaşımmış gibi rahatça sandalyesine yayılırken Christian da dibime yerleşti.

"Bizi özlemedin mi, ezik?" dedi Victoria.

"Çok özledim!" dedim imalı bir ses tonuyla ve başımı Christian'a doğru çevirip elimi yavaşça onun dizine koydum. "Özellikle de Christian'ı." 

Christian'ın sırıtan yüzü bir anlığına donarken daha da ileri gidip elimi elinin üstüne koyup hafifçe bastırdım.

Victoria'nın o kusursuz yüzü öfkeyle kıpkırmızı kesildi. "Ne yaptığını sanıyorsun, sürtük?!" diye gürleyip o kadar sert bir hamleyle ayağa kalktı ki sandalyesi gürültüyle geriye doğru devrildi. 

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin