42

186 9 19
                                        


Jason'ın arkasını dönüp gittiğinden beri içimde bir şeyler tamamen ölmüş gibiydi. Dünyayla, etrafımdaki insanlarla ve en çok da kendimle olan bağımı koparmıştım. Yataktan çıkacak, aynaya bakacak, hatta nefes alacak gücü bile kendimde bulamıyordum. Üstelik sadece bu da değildi..Son zamanlarda çok fazla şey yaşamıştım ve balo gecesinden beri depresyondaydım.

 Lanet fotoğraf yayıldı..Herkes her şeyi gördü...

Bu düşüncenin verdiği utanç ve korkuyla iki gündür okula gitmiyordum. Telefonumu sessize alıp yorganı başıma kadar çektim. Okuldaki herkesin bana bakıp fısıldaştığını, o lanet fotoğrafa bakarak beni yargıladığını hayal ettikçe nefesim kesiliyordu. Babamı çok hasta olduğuma inandırıp kendimi odama kilitlemiş, sanırım dünyanın üzerime yıkılmasını falan bekliyordum. 

Akşama doğru odanın içine batan güneşin turuncu ışıkları sızarken daha fazla bu belirsizlikle yaşayamayacağımı fark ettim. Depresyon hırkamı giyip yatağın üzerindeki laptopumu açtım. Ali ve Debby ile acil bir görüntülü konuşma başlattım. Ekran bölünüp ikisinin de endişeli yüzleri karşıma çıktığında boğazımdaki düğüm daha da büyüdü.

"Alice! Tanrım, sabahtan beri sana ulaşmaya çalışıyoruz, neredesin sen?" diye atıldı Debby ekrana iyice yaklaşarak.

"Ben.." Sesim gün boyu konuşmamaktan pürüzlü ve kısıktı. "Okula gelemedim.Şey..fotoğraf...Biliyorum..Herkes g-gördü..siz de gördünüz mü?"

"Hey, sakin ol!" dedi Ali. "Henüz hiçbir fotoğraf falan yayılmadı. Okulda hiçbir şey yok, kimse hiçbir şey konuşmuyor. Sadece alt sınıftaki bir çocuğun sikinin fotoğrafı dolanıyor..ki bana sorarsan,'' eliyle küçük işareti yaparak ''oldukça küçük bir mesele diyebiliriz.''

"N-ne?" Laptopun ekranına bön bön baktım. Kalbimdeki huzursuzluk bir anlığına hafifler gibi oldu ama şaşkınlığım daha baskındı. "Nasıl yani? Ama...Victoria ve Christian..Nasıl?"

"Bilmiyorum ama yemin ederim temiziz şimdilik.." dedi Debby rahatlatmak ister gibi gülümseyerek. "Sadece sakin ol, tamam mı? Dinlen biraz."

Biraz daha okuldan ve aptal ödevlerden bahsedip dedikodu yaptık. Konuşmayı bitirdikten sonra laptopun kapağını yavaşça indirdim. İçimde tuhaf bir boşluk vardı. Fotoğraf yayılmamıştı..En büyük kabusum gerçekleşmemişti ve ben neler döndüğünü anlayamıyordum. O lanet fotoğrafı kullanarak bana şantaj falan mı yapacaklardı? Yoksa..o gece yaşadığım her şey bir hayal miydi? Aklımı kaçırıyor olabilir miydim? Her neyse..Debby haklıydı, biraz dinlenip kendimi mental olarak toparlamaya ihtiyacım vardı. Yataktan kalkıp yürümeye dermanım yokken zorlukla pencerenin kenarına ilerledim. Alnımı cama dayayıp dışarıda kararmaya yüz tutmuş gökyüzünü, rüzgarda sallanan ağaçları seyretmeye başladım.

Bu  sırada odamın kapısı hafifçe tıklandı.Bayan Patricia başını kapıdan uzattığında yüzünde yumuşak bir tebessüm vardı. "Alice, tatlım, arkadaşın geldi...Aşağıda seni bekliyor."

Ah, Debby gelmişti. Herhalde konuşmadan sonra ne kadar berbat bir halde olduğumu görüp beni yalnız bırakmak istememişti. Bu düşünce içimde küçük bir heyecan dalgası yaratınca "Hemen geliyorum." diyerek üstümü başımı alelacele düzelttim ve merdivenlerden aşağı indim.

Ancak salona adım attığımda olduğum yerde donakaldım.Karşımda duran kişi Debby değildi. Elinde kocaman, göz alıcı bir çiçek buketiyle Mac tam karşımda dikiliyordu.

"Mac." dedim şaşkınlıkla. "Senin b-burada ne işin var?"

 "Seni okulda göremeyince merak ettim Alice." dedi elindeki buketle bana doğru bir adım atarak. "Ve..daha önce aramızda yaşanan o yanlış anlaşılmalar için senden özür dilemek istedim. Kendimi kötü hissettim."

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin