20

697 13 8
                                        

Lanet olası adımlarımı her attığımda ayaklarımın altında çınlayan sessizlik değil, yankılanan dedikodulardı. Okuldaki fısıltılar duvarlardan sızıyor, bakışlar sırtıma saplanan soğuk bıçaklara dönüşüyordu. Hiçbir şey söylemeseler de her biri gözleriyle çığlık atıyordu: "İşte hamile kız."

Okulun her köşesinde yankılanan bir fısıltı vardı artık: Mac. Ben. Hamilelik.

İlk duyduğumda içimden sadece gülmek gelse de gülmenin hemen ardında yükselen mide bulantısı kendini göstermişti. Bu doğru değildi, bu gerçek değildi, ama insanların gerçeğe ne kadar aç olduğunu unutmuştum. Amigo takımında "bebeğe isim bulalım" diye kahkaha atan kızları görünce sinir krizi geçirmemek için kendimi tutuyordum. Hamile değildim ve bunu söylemekten de usanmıştım.

Anlaşılan Cassie oyununu büyütmüştü. Bu defa sadece onurumu kirletmiyor, beni bir yalanla boğmaya çalışıyordu. O gece Jason yanıma geldiği için benden intikam almaya çalışıyordu. Üstelik Jason yüzünden benim arkamı kollamak zorunda kalmıştı. İşte bu yüzden Mac'le ilgili dedikoduyu yaymaya başladığından beri herkes beni zorbalayıp alay ediyordu. Hamile yeni kız. Sürekli kusan o hamile kız. Mac de bunu inkâr etmedi, ve hatta işine geldiği için dedikoduları sessizce besliyordu. Koridorda bana göz kırparak yürüyüp elimi tutmaya çalışıyordu. Kantinde bana dik dik bakıp arkadaşlarına bir şeyler fısıldadıkça hep birlikte gülüşüyorlardı. Tyler bunlara hiçbir tepki vermiyordu. Beni kıskandırmak istercesine başka kızlarla konuşuyor, özellikle koridorlarda bunu daha da abartıyordu. Onu her gördüğümde başka kızların saçlarını okşuyor, ıslak öpücüklerine ortak oluyordu. Göz göze geldiğimizde içim ürperdi, ama o bakışlar artık bir yabancının gözleriydi. Belki bana gerçekten inanmamıştı. Belki de inanmaya çalışmamıştı bile. Bu düşünce, kalbimde yankılanan sessiz bir çöküştü. Tıpkı ilk zamanlardaki gibi..Bunu görmek ruhumu acıtıyordu ancak yapacak bir şey yoktu.

Ve Bay Champbell. en kötüsü oydu belki de.. Artık sınıfta göz göze gelmemeye dikkat ediyor, bir şey sormuyor, hatta adımı bile anmıyordu. Ama bir gün koridorda, herkesin ortasında, göz göze geldik. Gözlerinin derinliklerinde gördüğüm şey kesinlikle bana huzur vermemişti. Korku muydu? Üzüntü mü? Yoksa benden kaçamayan bir geçmiş mi? Ve herkes onun okuldan ayrılmak istediğini konuşuyordu. Ancak soruşturma bitene kadar hiçbir yere gidemiyordu. Ah,bazı günahlar insanın ayaklarına zincir gibi dolanır. O da benim gibi zincirliydi. Aynı bataklıkta sessizce debeleniyorduk.

Anlayacağınız okulda işler hiç de iyi gitmiyordu. Aslına bakarsanız hiçbir şey yolunda değildi. Kayıplar yüzünden bütün kasaba diken üstündeydi. Erik saklanıyordu. Andrew ölmüştü. Erik Andrew'u öldürmüştü ve bunların hepsini şahit olmak psikolojimi tamamen alt üst etmişti. Gecelerim uykusuz, gündüzlerim zorbalık ve huzursuzlukla geçiyordu. İçimdeki sessizlik büyüdükçe okulda herkesin sesi yükseliyordu. Akşam olduğunda, odamın sessizliğinde sadece kalbimin sesi vardı. Uyuyamıyordum. Aklımda hâlâ Erik'in kanı, Jason'ın ellerimdeki morluklara dokunuşu, Andrew'un gözleri vardı...ve suyun karanlık yüzeyi... her şeyi içine çeken o ağır, sessiz boşluk.

Jason...O sustuğum her anın ardını görüyordu. O her şeyi bilen tek kişiydi, beni anlayan tek kişiydi. Göz göze geldiğimizde, sanki içimi okuyordu. "Biliyorum, sen böyle biri değilsin" der gibiydi bakışları ve bu da bana yetiyordu, belki sadece birkaç saniyeliğine ama, kendimi avutmaya yetiyordu.

Ama bedenimin sustuğu yerde midem konuştu. Her sabah, her öğle, her dedikodu sonrası kusuyordum. Travma kendini bazen mide bulantısıyla belli eder ve Jason da bunu fark etmişti. Bir gün beni tuvalet kapısında yakaladı, titreyen ellerim lavaboya tutunmuşken elini sırtıma koydu ve sadece fısıldadı: "Ben burdayım."

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin