Gökyüzündeki gri bulutlar Andrew'ün cenazesi için toplanan kalabalığın üzerine bir kabus gibi çökmüştü. Kilise koridorunda ilerlerken Mac herkesin gözü önünde elimi sıkıca kavradı. Sıralardan birine geçtiğimizde gözüm bizimkilere kaydı. Tyler birkaç sıra önde gözlerini doğrudan bana dikmişti. Öfke ve kıskançlıkla darmadağın olmuş bakışları Mac'le birleşen ellerimize lanet bir bıçak gibi saplanıyordu. Jason ise diğer tarafta Cassie ile birlikte oturuyordu. Cassie sessizce ağlarken Jason tek bir mimik bile oynatmadan o buz gibi sessizliğini koruyordu. Göz ucuyla arkalara baktığımda Dedektif Redneck'in duvara yaslanmış bir kaplan gibi hepimizi, özellikle de beni süzdüğünü fark ettim.
Lanet olası adamdan kurtulamıyorum..
Kürsüye sırayla Andrew'ün annesi, babası ve birkaç yakın arkadaşı çıktı. Gözyaşları arasına sıkışmış, onun ne kadar iyi bir insan olduğuna dair o klasik veda konuşmalarını yaptılar. Konuşulan her kelime huzursuzluğumu daha da artırıyordu.Andrew'ü göle atan eller benim ellerimdi..ve bunu unutmak giderek zorlaşıyordu.
Törenin sonuna doğru kalabalık yavaş yavaş bahçeye dağılırken Mac yavaşça kulağıma eğildi. "Babamla birkaç dakika konuşmam gerek, hemen döneceğim. Buradan ayrılma." deyip yanımdan ayrıldı.
İçerideki o ağır mum kokusu genzimi yakıyordu. Sıkıntıyla öylece beklerken ayaklarım benden bağımsız olarak tören bitiminde görevlilerin tabutu götürdüğü o arka odaya doğru yöneldi. Ağır ahşap kapıyı aralayıp içeri girince tüylerim diken diken oldu.Andrew'ün kapalı tabutu odanın tam ortasında, yüksek bir sehpanın üzerinde yapayalnız duruyordu. Duvardaki renkli camlardan sızan sarı, mor ve kırmızı ışık tabutun üzerine vururken içimdeki ürperti de artıyordu. O tabutun içine bakma düşüncesi içimi titretti. Tanrım, onu gerçekten de biz öldürmüştük..Onu öldürmüştük ve şimdi karşımda tabutu vardı.Bunu hakedip etmediğini bilmiyordum ancak daha fazla dayanamadım. Suçluluk duygusu boğazımı yırtıp geçerken sesim odanın yüksek tavanında yankılanmaya başladı. Ellerimi yüzüme kapatıp ağlamaya başladım. "Özür dilerim." diye fısıldadım ona doğru."Özür dilerim Andrew..''
Tam o sırada ensenimdeki tüyleri diken diken eden o tanıdık his geri döndü. Sanki arkamda bir çift göz beni izliyormuş gibi hissedince hemen arkamı döndüm. Kimse yoktu ama koridora açılan o ağır kapının yavaşça kapanmak üzere olduğunu görünce kalbim güm güm atmaya başladı.
"Hey!" diye bağırarak kapıya koştum. Kapıyı hızla itip koridora fırladığımda köşeyi dönmek üzere olan siyah takım elbiseli bir adamın arkasını gördüm. Boyu, omuzları..O kadar tanıdıktı ki. Jason mıydı? Yoksa Eric mi? Ya da daha kötüsü..Andrew'ün hayaleti geri mi dönmüştü?
"Bekle!" deyip koridorda peşinden koşmaya başladım. Kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi çarpıyordu. Nefes nefese köşeyi dönünce sert bir gövdeye çarptım. Dengemi kaybedip düşecekken iki güçlü el kollarımdan yakalayıp beni sabitledi.
Korkuyla başımı kaldırdığımda Mac'in kaşları endişeyle çatılmıştı.
"Alice? İyi misin? Ne oldu, neden koşuyorsun?"
"Ben.." desem de kelimeler boğazımda düğümlendi. Az önce o siyah takım elbiseli adamın kaybolduğu arkadaki boş koridora doğru bakıp tekrar Mac'e döndüm. Akıl sağlığımı gerçekten kaybedip kaybetmediğimi bilmiyordum.
"Ben..s-sadece seni arıyordum." diye yalan söyledim."Biraz kötü oldum.''
Mac'in gözleri, yüzümdeki darmadağın ifadeyi ve hızla inip kalkan göğsümü taradı. Yalanımı yutup yutmadığını kestirmek imkansızdı ama üzerime gelmedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
AksiyonÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
