59

113 7 13
                                        




Okuldan sonra odamda uzanıyordum. Bu sırada telefonum titredi. Ekranda Mia'nın adını gördüğümde gözlerime inanamadım. Şaşkınlıkla telefonu açtım. Mia hala benimle konuşuyor muydu?

"Alice, kızım, naber?"

Sesi o kadar normal, sanki ben o lanet hastanede çürürken o başka bir gezegendeymiş gibi o kadar rahattı ki ne diyeceğimi bilemedim.

"Mia?" 

"Kızım, şu tımarhane midir nedir, oradan çıktığından beri görüşemedik." dedi Mia."Biliyorum, ortalık biraz karıştı, Andrew meselesi falan..Ama hayat devam ediyor, değil mi? Seni merak ettim."

 "E-evet..Her şey biraz karışıktı.''

"Akşamki partiye geliyorsun, değil mi?''

''Parti mi?''

''Herhalde kızım! Bugün doğum günüm!''

Bir an duraksadım. Partiye gitmek mi? İnsanların içine karışmak, o sahte gülümsemelerin, o alaycı gözlerin arasına girmek..Hele ki Tyler'ın gidişinden sonra.

"Mia..Şey.." dedim çekinerek. "Bu pek iyi bir fikir değil b-bence..İnsanların hakkımda ne düşündüğünü biliyorsun."

Karşıdan bir kahkaha yükseldi, o bildiğim, her şeyi umursamaz tavrıyla karışık kahkaha.

"Saçmalama Alice!" dedi Mia. "Sen hala neyin derdindesin? Benim bütün arkadaşlarımın bir tahtası eksiktir zaten, üzerine alınma ama..Bizim ortamda normal biri olsa sıkılırız zaten. Hadi, seni bekliyorum. Bu gece her şeyi bir kenara bırakıp sadece kafayı dağıtacağız? Tamam mı?"

''Ama-''

''İtiraz istemiyorum! 8'de bizim orda ol.''

Telefonun ekranı kararıp yansıması yüzüme vurduğunda Mia'nın sesindeki o tanıdık tını zihnimde yankılanmaya devam ediyordu. Mia..en saçma sapan anlarda yanımda olan o kız. Fena biri sayılmazdı, hatta gerçekten de iyi biriydi.  Ama şimdi, yaşadığım tüm bu cehennemin ortasında onun bu "hayat devam ediyor" rahatlığı bana yabancı bir dil gibi geliyordu. Neden hala benimle konuşuyor? diye düşündüm. Acaba gerçekten beni seviyor muydu, yoksa benim etrafımda dönen bu kaostan falan mı besleniyordu?

Yatağıma uzanıp tavandaki çatlaklara gözlerimi diktim. Odanın içindeki sessizlik sanki kulaklarımda çınlıyordu. Tyler'ın gidişi, Jason'ın koruyuculuğu, babamın hastane haberleri...Hepsi birer yapboz parçası gibiydi ve ben hangisini nereye koyacağımı bilemiyordum.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Yaklaşık kırk dakika boyunca sadece kendimle, o koca boşlukla savaştım. Sonra zihnimde bir şalter indi. Jason'ın sözleri beynimin içinde yankılanmaya başladı: "Kaçarak onları yenemezsin Alice."

Evet, haklıydı. Evin içinde saklanmak, battaniyenin altına gömülmek veya duşun altında saatlerce ağlamak..Bunlar sadece onların istediği türden bir deli portresini güçlendiriyordu. Eğer bu savaşı kazanacaksam o partiye gitmeliydim. Korktuğumu değil, var olduğumu göstermeliydim.

Doğruldum. Dolabın kapağını sertçe açtım. Üzerimdeki lanet kıyafetleri çıkarıp yere fırlattım. Siyah, kısa bir etek ve üzerime biraz bol gelen gri bir sweatshirt giydim üzerime. Aynaya baktım. Yüzüm solgundu, gözlerimin altında uykusuzluğun ve gözyaşlarımın izleri vardı. Hiç makyaj yapmadım. Kapatıcı bile sürmedim. Olduğum gibi, o kırık ve deli halimle orada olacaktım.İnsanların ne dediği, ne fısıldadığı artık umurumda değildi. Eğer bir deli olacaksam bu partinin en gerçek delisi ben olacaktım.

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin