73

133 10 20
                                        





Mia'nın evinin önünde beş dakikadır bekliyordum. Kapıyı tekrar çaldım ancak hiç ses yoktu. Arka bahçeye dolanıp mutfak kapısını zorladığımda kilitli değildi. İçeri girdiğimde evin o ağır kokusu karşıladı beni. Mia'nın annesi ortalıklarda yoktu. Sessizce koridorda süzülürken büyükannesinin yatağında derin bir uykuda olduğunu gördüm. İlerleyip Mia'nın odasının kapısını araladım. Eric yatağın bir köşesine uzanmış laptoptan dizi izliyordu. Her zamanki gibi yorgun görünüyordu.

"Nasılsın?" diye sordum kapıyı arkamdan kapatırken.

Eric sadece omuz silkti ve tek kelime etmedi. Yanına, yatağın kenarına oturdum. Bir süre dizideki karakterlerin anlamsız diyaloglarını izledik. Ama niyeyse onun yanında garip bir şekilde geriliyordum. Acaba o öpücükten dolayı bana tavır mı yapıyordu? Yoksa bana kızmış mıydı? Tam artık bir şeyler söylemeye hazırlanıyordum ki Eric aniden kasıldı. Elleriyle göğsünü kavrayıp doğruldu. Parmakları sweatshirtünün kumaşını çekiştirerek nefes almaya çalışırken "Tanrım, Eric! Neyin var?" dedim panikle.

"Kalbim.." dedi boğuk bir şekilde. "Çok hızlı atıyor."

Bu da ne demekti? Yine yoksunluk krizine falan mı giriyordu? Korkuyla ayağa fırlayıp odaya hava girmesi için pencereyi ardına kadar açtım. Ama temiz hava içeri dolarken Eric'in durumu kesinlikle iyiye gitmiyordu. 

"Krize mi g-giriyorsun?" dedim titreyerek.

"H-hayır!" diye bağırdı. "Alice, hareket etmeyi kes! Sadece dur!"

Olduğum yerde donup kaldım. Tanrım, şimdi ne yapmalıydım? Eric'in alnından soğuk terler damlıyordu, nefesi kesik kesik çıkıyordu. O an ne yapacağımı bilemeyerek mutfağa su getirmeye koştum ama koridordan geçerken Mia'nın büyükannesinin odasına girdim. Kadın hala derin uykusundaydı. Komodinin üzerindeki ilaç yığınlarına baktım. Ellerim titreyerek hapları karıştırmaya başladım. Bu..bunu tanıyorum. Akıl hastanesinde bana zorla içirdikleri zihnimi uyuşturan o lanet ilacı bulur bulmaz bir tane kapıp odaya geri koştum. Eric'in yanına çöküp "Bunu iç lütfen, h-hemen!" diye yalvardım.

Eric ilacı yuttuktan birkaç saniye sonra elleri gevşedi. Yatağa yığılırken hala nefes nefeseydi ama anlaşılan nabzı yavaşlamıştı. Laptopun kapağını sertçe kapattım ve yatağa oturdum. Arkamı duvara yaslayıp Eric'i kucağıma çektim. Başı ellerimin arasındaydı, saçlarını yavaşça okşamaya başladım. Parmaklarım ensesindeki terli saçlara dolandı. O ise tüm ağırlığını ve yorgunluğunu benim üzerime bırakmıştı.

"Sakin ol, Eric." dedim sessizce."Lütfen..geçecek. Sen çok güçlüsün. Bu cehennemin içinde ayakta kalan tek kişi sensin..Ben buradayım, bırak kendini."

Eric cevap vermedi, sadece başını göğsüme biraz daha bastırdı. Birbirimizin kalp atışlarını, paylaştığımız o ortak acının sesini duyar gibiydik. Dışarıdaki dünyanın, Andrew'ın ve o bitmek bilmeyen tehditlerin dışında burda sadece ikimiz vardık. Yaralı, tükenmiş ama hala birbirine tutunan iki dost. 

Eric dizlerimin üstünde bir bebek gibi savunmasız bir halde uyuyakaldı. Başını yavaşça yastığa bırakırken saçlarındaki o soğuk teri hissetmek içimi sızlattı. Onu böyle görmeye kesinlikle dayanamıyordum. Mia'nın odasındaki battaniyeyi çekip üzerini örttüm. Bir süre yüzüne baktım. O uyurken bile yüzünde asılı kalan yorgunluğu silmek ister gibi parmak uçlarımla şakağındaki izleri takip ettim. 

Evden çıkarken Mia'nın babaannesinin odasına dönüp bakmadım bile. İlaç kutusunu yerinden oynatmış olmamın vereceği zararı düşünmek için çok yorgundum.

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin