37

241 12 13
                                        


 İlk dersin bitiş zili çaldığında dolabıma gitmek için çantamı omzuma attım. Ancak sınıfın dışına adım attığım an koridorun başında Şerif Phillips ve hemen yanında, üniformasının içinde her zamankinden daha çökmüş görünen babam belirdi. Crimson High'ın o bitmek bilmeyen uğultusu birden bıçak gibi kesildi. 

"Alice Montgomery." dedi Şerif. "Andrew Collins soruşturması kapsamında hakkında gözaltı kararı var. Bizimle merkeze geliyorsun."

"B-baba?" derken gözlerim çoktan dolmuştu.Ama babam gözlerini benden kaçırıyordu. Şerif yardımcısı olarak oradaydı ama bir baba olarak paramparçaydı. Lanet Cassie yapacağını yapmışt işte..Herkesin, bütün o zengin züppelerin meraklı gözleri önünde koridordan geçirilirken gözyaşlarıma engel olamadım. Rezil olmuştum.Kafamı cama yasladığımda da dışarıyı bulanık görüyordum. Babamın gururu, benim geleceğim, Andrew'un cesedi...Hepsi o siyah-beyaz aracın egzoz dumanına karışıp yok oluyordu. Şimdi ne yapacaktım? Zihnim bir fırtınanın ortasındaki kağıt parçası gibi savruluyordu.

Ancak elbette her şey o kadarla da kalmadı.Biraz sonra yanımda oturan avukatım Bayan Vance masanın üzerindeki dosyaları düzenliyordu. Tam karşımızda ise daha önce Rosewood'da hiç görmediğim, eyalet tarafından görevlendirilmiş genç bir adam oturuyordu: Dedektif Redneck.

Redneck, önündeki dosyayı ağır ağır açtı. Bakışları dikkatle üzerimde geziniyordu. 

"Alice." dedi."O gece... Andrew Collins'in kaybolduğu o gece, tam olarak neredeydin?"

Buna karşılık önceden kararlaştırdığımız o cümleyi titreyen sesime rağmen söylemeyi başardım."Daha önceki ifademde de söylediğim gibi o gece evde bunalmıştım. Kendi başıma göl kıyısında yürüyüş yapmaya çıkmıştım."

Dedektif Redneck arkasına yaslanıp sandalyenin gıcırtısıyla odadaki gerilimi daha da artırdı. Bakışları o kadar deliciydi ki bir an için zihnimi okuyabildiğini sandım.Tanrım, bu adam fazla zeki görünüyordu ve onun karşısında gerginlikten ellerimi birbirine bastırıyordum.

"Bak Alice, seninle dürüst konuşalım." dedi sesindeki o sahte yumuşaklık yerini sert bir tona bırakırken. "Ben baban gibi Rosewood'un o uykulu polislerine benzemem. Eyalet polisi bir davayı devraldığında neler olacağını biliyorsun değil mi?"Masadaki dosyaya hafifçe vurdu."Şu an 'yürüyüşe çıktım' diyorsun. Ama eğer yalan söylediğini kanıtlarsam..ki inan bana bunu yapmam çok da zor değil, işin rengi değişir. Bir soruşturmayı yanıltmak, delilleri karartmak ve adaleti engellemek..."gözlerini kıstı."Federal yasalara göre cinayetle bağlantılı bir soruşturmada kasten yalan söylemenin bedeli ağırdır Alice. Eğer reşit olsaydın, bu yalan en az 20 yıl hapis demekti. Senin gibi reşit olmayanlar için bu suçun karşılığı ıslah evinde başlayıp hapishanede biten 12 koca yıl eder."

Boğazımın düğümlendiğini hissettim. 12 yıl..Nasıl yani, ben gerçekten de hapse mi girecektim?

"Şimdi tekrar düşün." diye devam etti Redneck. "Sırf birilerini korumak için hayatının en güzel 12 yılını parmaklıklar arkasında geçirmeye değer mi? O koruduğun kişi sen içeride çürürken senin için aynı şeyi yapar mıydı?"

''B-ben kimseyi korumuyorum..''

''Herkes öyle der Alice.'' dedi."Ta ki o parmaklıklar arkasındaki ilk gece o soğuk ranzada tek başına kalana kadar. Bunu istiyor musun?''

"Somut bir deliliniz yoksa bu tehditler yasal değil."diye araya girdi avukatım.

Redneck bakışlarını benden ayırmadan avukata cevap verdi: "Ben tehdit etmiyorum sevgili Bayan Vance, sadece Alice'in önündeki seçenekleri ve yasaların ne kadar acımasız olduğunu hatırlatıyorum..Alice, Andrew o gece kaybolduğunda yanında kim vardı? Jason mı?"

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin