Havuz başındaki o dumanlı konuşmanın üzerinden birkaç gün geçmişti. Kafamın içi hala Mia ve kız arkadaşının anlattıklarıyla ve benim Logan'ı öperek başlattığım o zincirleme reaksiyonun ağırlığıyla doluydu. Ama hayat ben daha ne olduğunu anlamadan beni yeni bir labirentin içine fırlatmakta gecikmedi.
Koridorun gürültüsünden kaçıp dolabımın kapağını açtığımda kitaplarımın arasında katlanmış küçük bir kağıt parçası daha buldum. Kalbimin teklemesine engel olamadan kağıdı aldım ve titreyen parmaklarımla açtım. Üzerinde sadece birkaç kelime yazılıydı:
"Bu akşam gün batımında göl kıyısına gel. Gerçekleri öğrenme vaktin geldi."
O an damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Korku bir zehir gibi vücuduma yayıldı. Akıl hastanesinden yeni çıkmış bir deli olduğum için birilerinin benimle dalga falan geçtiğini düşündüm. İlk şüphelilerim tabi ki belliydi: Victoria ve Christian..O pislikler benimle kedi fare oyunu oynamaktan keyif alıyorlardı. Beni o göl kenarına çekip küçük düşürmek, belki de tamamen delirdiğimi kanıtlamak istiyorlardı. Tam notu buruşturup çöpe atacakken beynimin arkasında bir şimşek çaktı.Göl kıyısı..Gün batımı..
Ya bu notu bırakan onlar değilse? Ya Mia'ya "O gece onu kanlı canlı gördüm" dediğim kişi, lanet Andrew bana ulaşmaya çalışıyorsa? Lanet olsun. Bu korkunç ihtimal bile dizlerimin bağını çözmeye yetmişti. Şimdi ne yapacaktım? Bu boku nasıl çözecektim?
Telefonumu çıkarıp hızla Jason'a mesaj attım ve sıkıntılı bir şekilde sınıfa yürüdüm. Notu elimde buruştururken kalbim güm güm atıyordu. Eğer notu bırakanlar Victoria ya da Christian ise bu sadece aptalca bir oyunun yeni perdesiydi. Ama ya Andrew ise? İşte o zaman gerçekten de hapı yutmuştum.
Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Bir yanda notun yarattığı tekinsiz gerilim, diğer yanda Tyler'ın partideki o delici bakışlarını üzerimde hissetmenin ağırlığı..Sınıfa girdiğimde herkes sanki bir şeyler biliyormuş gibi bana bakıp fısıldaşıyordu. Kendimi üzerine projektör tutulmuş bir kurban gibi hissediyordum.
Nihayet dersler bittiğinde zamanın akışı benim için iyice ağırlaşmıştı. Dönem sonu yaklaşırken herkes mezuniyet ve yaz tatiliyle meşgulken benim tek derdim bir sonraki güne sağ çıkmaktı. Jason içinse durum bambaşkaydı. Yüzücü bursu alabilmesi için girdiği antrenman maratonu onun tek çıkış biletiydi. Havuz başındaki o kavgadan sonra Tyler'ın gözü hala üzerimizdeydi ama Jason antrenman çıkışında okulun arka bahçesinde benimle buluşmayı kabul etti.
Rosewood Lisesi'nin arka bahçesine vardığımda spor salonunun arka kapısına doğru yürüdüm. Jason'ı beklerken köşeyi döndüğüm an sanki duvara çarpmış gibi duraksadım. Karşımda kollarını göğsünde bağlamış, gözlerinden nefret fışkıran Cassie duruyordu.
"Yine mi sen?" dedi Cassie sinirle."Hala utanmadan sevgilimin etrafında mı dolanıyorsun seni deli orospu? Akıl hastanesi seni akıllandırmaya yetmedi mi?!"
"Cassie, bak d-düşündüğün gibi değil.." diye başladığım sırada arkadan Jason'ın sesi yükseldi.
"Cassie! Yeter artık artık!"
Jason ıslak saçları ve sırtındaki spor çantasıyla hızla yanımıza geldi. Yüzü gergindi, antrenman yorgunluğuna bir de bu durumun stresi eklenmişti. Ancak Cassie Jason'ı görünce daha da hırslandı.
"Ben mi keseyim sesimi?" diye bağırdı Cassie parmağıyla beni işaret ederek. "Bu kız yüzünden Tyler'la birbirinizi yediniz! Herkes içeride senin bu deli için attığın yumruğu konuşuyor! Jason, ben senin sevgilinim! Bana-"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
ActionÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
