Ertesi sabah gözlerimi açtığımda yatakta yalnızdım. Yorganı üzerimden sıyırıp sessizce kalktım ve mutfağa yöneldim. Bir dilim ekmek alıp kendime biraz kahve yaptıktan sonra elimde sigaramla tekrar salona geçtiğimde Mac'in koltukta oldukça huzurlu bir şekilde uyuyordu.
Onu uyandırmamaya özen göstererek koltuğun köşesine iliştim ve telefonumu elime aldım. Ekranda yine bir sürü cevapsız arama ve bildirim yığılıydı. Gözlerim istemsizce sehpanın üzerinde duran Mac'in telefonuna kaydı. Bunu yapmalı mıydım? İçimdeki o lanet merak giderek büyürken Mac'in telefonunu sessizce sehpadan aldım. Şifresi yoktu. Önce mesajlarına girdim. Aile grubu sohbetleri, arkadaşlarıyla yapılan şakalar, sıradan muhabbetler..Her şey neredeyse sinir bozucu derecede normal görünüyordu. Andrew'a, fotoğraflara ya da Eric'e dair tek bir iz bile yoktu. Gözlerim gerginlikle ekranda gezinirken parmaklarım bu kez mesajlardan çıkıp arama kayıtlarına ve son açılan uygulamalara yöneldi. Eğer Mac bir şeyler saklıyorsa belki de silmeyi unuttuğu başka bir şey bulabilirdim. Kalbim göğsümde hızla atmaya devam ederken uyuyan Mac'e doğru ürkek bir bakış attım, hala derin bir uykudaydı. Telefonun ekranındaki diğer sekmeleri kurcalamaya devam ettim ve galerisine girdim. Birkaç manzara fotoğrafı, kardeşiyle çekilmiş kareler..Ve sonra, ikimizin olduğu o fotoğraf çıktı karşıma. Ali'nin okulda çektiği, Mac'in kucağında gülüştüğümüz o fotoğraf..Tanrım, o günleri hatırlamadan edemedim. Ne kadar kısa sürmüş olursa olsun aramızdaki o mutlu anları hiçbir zaman tamamen unutmamıştım.
Fotoğrafa dalarak hafifçe gülümsediğim sırada yan taraftan gelen bir hareketlilikle başımı kaldırdım. Mac uykulu gözlerle bana bakıyordu. İrkilerek sıçradım ve suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi telefonu hemen bıraktım.
"Mac!" dedim kızararak. "S-sadece..telefonun..yani.."
Mac hafifçe sırıtarak gözlerini ovuşturdu. "Sorun değil."
Yüzümdeki utanç ateşiyle geriye yaslanıp bu anın gerginliğini atmaya çalıştım. Aslına bakarsanız bunu neden yaptığımı bile bilmiyordum.
"Biraz yürüyelim mi?"
"Olur." dedim gülümseyerek.
Mac ayağa kalkıp banyoya doğru ilerlerken ben de odaya dönüp üzerimdeki kıyafetleri değiştirdim. Aynaya baktım. Yüzüm berbat görünüyordu. Ellerimle en azından dağılmış saçlarıma çeki düzen vermeye çalıştıktan sonra salona döndüğümde Mac elinde telefonuyla beni bekliyordu.
Birlikte ön kapıya yöneldik. Ancak kapıyı açıp dışarı adım attığımız an bahçedeki paslı demir kapının önünde duran iki siluetle kalakaldım.
"Alice!" diye bağıran Jason aniden yanıma koşup bana sıkıca sarıldı.
"J-jason!" diyebildim sadece kollarımı ona dolarken.
Jason geri çekilip endişeyle yüzüme baktı. "Seni o kadar merak ettim ki, bana haber vermeden-" derken arkamda dikilen Mac'i fark edip birden duraksadı ve yüzündeki endişe dalgası yerini anında lanet bir öfkeye bıraktı. "Senin ne işin var burda?!" diye bağırdı Mac'e doğru.
"Burası benim evim." dedi Mac sakin bir sesle.
Jason bana döndü, bakışları tehlikeli bir şekilde gidip geliyordu. "Mac'in yanına mı kaçtın?!"
"Hayır! H-hayır.." dedim panikle. "Ben zorla Mac'in ailesinin evine girdim..O d-da şey..ben çok ısrar ettiğim için kimseye söylemeyeceğine söz verdi, gerçekten!"
"Alice, bu konuyu seninle daha önce de konuşmuştuk!" dedi Jason, kolumdan sertçe tutup beni evin bahçesinden dışarı, arabaya doğru sürüklerken. Logan ise bahçe kapısının önünde öylece durmuş, aramızdaki gerilimi sessizce izliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
AksiyonÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
