83

123 5 4
                                        



Günlerdir bu lanet kampta hayatta kalmanın tek kuralının görünmez olmak olduğunu anlamıştım. Sabahları sessizce kahvaltımı yapıp sırf Katy'nin radarından kaçabilmek için tabağımdaki her şeyi son lokmasına kadar bitiriyordum. Öğleden sonraları ise herkesin birbirinin canını yakıp vahşileştiği o iğrenç grup terapilerinde öfkelerini ve nefretlerini benim üzerimden kusmalarına ses çıkarmadan katlanıyordum. Nick'le bile günlerdir konuşamamıştık, aramızda aşılmaz duvarlar örülmüştü sanki.

Ancak aradığım kişiyi, yani 28 numarayı sonunda bulmuştum. Asyalı, sessiz sakin bir kızdı ve genellikle ilaç saatinde falan koridorlarda görevlilere yardım ediyordu. Buraya ne kadar süredir tıkıldığını kestirmek imkansızdı ama anlaşılan buradaki düzeni çözmüş, görevlilerin güvenini kazanarak kendine bazı küçük ayrıcalıklar koparmayı başarmıştı.

O akşam da her zamanki gibi ilaç saatinde bizi daracık koridorda sıraya soktular. Sıranın hemen yanında iri yarı bir görevli ve o Asyalı kız tezgahın üzerindeki plastik bardaklara ilaçları paylaştırıp tek tek dağıtıyordu.

Sıra bana geldiğinde gözlerimi yerden kaldırmadan "Adın ne?" diye sordum.

"Soru sorma."  dedi kız ağzının içinde.

İlacı ve içinde bir yudum su olan minik bardağı uzattı. Hapları avucuma alıp yutmuş gibi yaptım, ardından suyu içtim. Görevli sert bir sesle ağzımı açmamı emrettiğinde dilimi gösterip boş ağzımı açtım. Ruhsuz adımlarla arka tarafa doğru yürürken Nick'le göz göze geldik. Tam yanından geçeceğim sırada hafifçe öksürerek bana doğru bir adım attı.

"Sırayı bozma!" dedi hemen görevli.

Nick aniden kendini toparlayıp geri çekilirken ben de başım önde odama doğru yürümeye devam ettim. Şansıma Kaçık Katy dışarıdaki çocukların başındaydı ve ortalıkta görünmüyordu. Hızlıca koridorun diğer ucundaki ortak tuvalete girdim. Kabinlerden birine kendimi atıp kapıyı kilitledim ve boğazımda tuttuğum lanet hapları tükürüp anında klozetin sifonunu çektim. O hapları asla vücuduma sokmayacaktım.

Kabinden çıkıp ellerimi yıkamak için lavaboya yöneldim. Tabii ki tuvalet kağıdı yoktu, bu yüzden ellerimi eşofmanımın üzerine sürerek kurulamaya çalışırken cebimde hafif bir hışırtı duydum.
Ama elimi cebime attığımda buruşuk küçük bir kağıt parçasını parmaklarımın arasında hissettim. Üzerinde tek bir cümle vardı:

"Revire gel.''

Aklıma hemen Nick geldi. Tanrım..Nick her şeye rağmen bu cehennem yerde bir şekilde benimle iletişim kurmanın bir yolunu bulmuştu.

Sıkıntıyla tuvaletten çıkıp geniş salona yöneldim. Köşede yine o televizyonu izleyen kilolu kızın yanına gidip "Şey..Revir nerede?" diye sordum.

Kız gözlerini ekrandan bir saniye bile ayırmadan kafasıyla sağ tarafı işaret ettikten sonra tekrar siyah-beyaz filme döndü. Dikkat çekmemek için önce bir süre köşede sessizce oturdum. Sonra kalkıp sağdaki koridora doğru hamle yapsam da iki görevli demir kapının önünü kesmişti. Beni görür görmez "Yerine geç, çabuk!" diye uyardılar.

"Üzgünüm..yolumu kaybettim."

Lanet olsun..Nick revirde beni bekliyordu ama o kilitli koridora görevlileri aşıp nasıl gidecektim ki? Beynim bomboş bir halde çözüm ararken zihnimde çakan berbat bir fikirle binanın ana dış kapısına doğru yürüdüğümde bu kez kapıdaki görevli sertçe önümü kesti. "Bahçe zamanı başlamadı."

"Şey..Katy yeni gelenlere yardım etmemi söylemişti de.."

Adam şüpheyle kaşlarını çattı. "Ne yardımı?"

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Sep 02 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin