41

207 7 30
                                        


Hıçkırıklarım sokağın dondurucu sessizliğinde yankılanırken kaldırımın üstünde duran telefonum ani bir titreşimle yeniden canlandı. Telefonu kaptığım gibi yeşil tuşu kaydırdım ve kulağıma götürdüm.

"Ne var Jason?!" diye bağırdım sesimdeki sinir patlaması hıçkırıklarıma karışırken. "Ne v-var?! Beni o züppelerin arasında yalnız b-bıraktıktan sonra niye arayıp duruyorsun?!"

Ancak telefonun diğer ucundan Jason'ın o her zamanki sakin sesi gelmedi. Nefes nefeseydi ve arkadan aceleyle yürüyen insanların uğultusu duyuluyordu.

"Alice." dedi Jason."Hesap sorma, yalvarırım sorma.. Hemen şehir hastanesine gelmen lazım. Acele et."

Telefon yüzüme kapandı.

Ne? Hastane mi? O an damarlarımdaki tüm kanın çekilirken kalbimin sıkıştığını hissettim. Beynim fırtınaya tutulmuş gibiydi ama zihnimde yankılanan tek bir korkunç ihtimal vardı: Babam..Görevde miydi? Tanrım, babamın başına bir şey mi gelmişti! Yoksa Tyler'a mı bir şey olmuştu? Korkuyla ayağa fırladım. Bu gece yaşanan her şeyi unutup koşarak ana caddeye çıktım ve saniyeler içinde ordan geçen ilk taksiyi durdurup kendimi içeri attım.

Hastanenin floresan ışıklarla aydınlatılmış soğuk koridoruna adım attığımda tam anlamıyla bir enkaz gibiydim. Saçlarım birbirine girmiş, makyajım ağlamaktan yüzüme gözüme bulaşmış, gece mavisi elbisemin etekleri sokak çamuru içinde kalmıştı. Girişteki kalabalığı yarıp koridorun ortasına geldiğimde Jason ve Tyler'ı yan yana gördüm.İşte bu hiç iyi değildi..Jason beni fark edip başını kaldırdığı an mavi gözlerindeki ifade dondu kaldı.Elbette beni bu kadar perişan bir halde görmeyi asla beklemiyordu. Yüzündeki o dehşet ifadesi her şeyi özetliyordu.

Ama Jason daha tek bir adım atamadan Tyler beni gördüğü gibi fırladı.

"Alice!" diye bağırdı. Koridoru birkaç büyük adımla geçip hastanedeki insanların bakışlarına zerre aldırmadan beni kollarının arasına aldı. Bana o kadar sıkı bir şekilde sarıldı ki kemiklerimin sızladığını hissettim.

"Tyler, b-babama ne oldu?! Yalvarırım s-söyle, babama bir şey mi oldu?!" diye hıçkırdım, tırnaklarımı onun ceketine geçirerek. Korkudan nefes alamıyordum.

Tyler beni kollarının arasında hafifçe geriye çekti ama elleri omuzlarımı bırakmadı. Gözlerindeki o paramparça ifadeyi gördüğümde içimdeki korku katlanarak büyüdü. 

"Baban değil, Alice." dedi Tyler sesi acıyla kısılarak. "Baban değil. Caleb..Caleb ve kız arkadaşı."

"N-ne? Caleb-" 

"Bu halin ne?! Neden telefonlarımı açmadın?" diye araya girdi."Sana ne oldu? Kim yaptı bunu sana?!"

''B-beni boşver! Caleb'in nesi var?''

 Şuanda neler olduğunu henüz bilmiyordum ama bu gece lanet balodan çok daha büyük bir kabusun içine düştüğümü kesinlikle anlamıştım.Tyler'ın omuzlarımdaki elleri titrerken gözlerim onun üzerinden arkadaki Jason'a kaydı. Jason tek bir kelime bile edemeden duvara yaslanmış bir halde ameliyathane kapısını gösterdi. O an koridorun ilerisindeki ''ameliyathane'' tabelasını gördüm.

"Caleb.." derken sesim boğazımda düğümlendi. "Caleb n-nerede?"

Jason derin bir nefes alıp yanımıza doğru adımladı. Mavi gözleri hala benim çamurlu elbisemde ve dağılmış halimde gezinse de sesindeki o çaresiz ton hastanenin soğuk havasına karıştı.

"İçeride." dedi Jason."Korkunç bir kaza geçirmişler. Caleb'ın bacağı kırık, şu an ameliyatta. Ama..ama kız arkadaşı.''

Jason yutkunarak gözlerini benden kaçırdı. Tyler ise omuzlarımdaki ellerini daha da sıkarak acı gerçeği yüzüme fırlattı:

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin