66

139 8 21
                                        




Dolabımın kapaklarını gıcırtıyla açtım. Elbiselerimi, pantolonlarımı, kazaklarımı hiç özen göstermeden bir an önce bu hayattan kurtulmaya çalışırcasına valizimin içine tıkıştırdım. Sonra masamın üzerinde aylardır dokunmadığım, kenarları yıpranmış ders kitaplarımı, üzerine notlar aldığım dağınık not kağıtlarını süpürürcesine kutunun içine doldurdum. Yere dökülen kalemleri de toplayıp kutunun içine attım. Pencerenin yanındaki ağır karton kutuyu çekiştirerek yatağımın kenarına getirdim ve sanki içine geçmişimi, tüm o yaşanmışlıkları hapsediyormuşum gibi koli bandını sertçe çekip kutuyu kapattım. Bu sırada koridorun sonundan boşlukta yankılanan bir ses duydum.

"Baba?" diye seslendim.''Odamdayım!''

Üzerinde ''Eşyalar'' yazan ağır karton kutuyu kucağıma aldım. Ağırlığı kollarımı sızlatsa da Miller'ın evini terk etme fikri bana güç veriyordu.

"Baba, bu sonuncusuydu! Kutuları buraya bırakıyorum, gerisini sonra hallederim." 

Ama sonra korkunç bir şey oldu. Tam babamın odasının önünden geçerken kapı aralığından garip bir karaltı gözüme çarptı. Başta bir gölge sandım ama o karartı içerideki loşluğun içinde belirgin bir şekle büründü. Siyah kapüşonlu, yüzü tamamen gizlenmiş biri babamın yatağının yanında dikiliyordu.

Nefesim kesildi, kucağımdaki kutunun ağırlığı bir anlığına yok oldu sanki. Gözlerim fal taşı gibi açıldığında o da beni görmüştü. Aramızdaki o birkaç saniyelik sessizlik zamanın durduğu bir uçurum gibiydi. Hiç tereddüt etmeden üzerime doğru koşunca küçük bir çığlıkla birlikte omzuna çarptığım darbeyle dengemi kaybettim. Elimdeki kutu yere düşüp içindeki eşyalar koridora saçılırken ben de sertçe yere yığıldım. Karaltı tek bir kelime bile etmeden yanımda geçip merdivenlerden aşağıya koştu ve gürültüyle kapanan bir kapı sesi duydum.

Kalbim resmen ağzımdan atarken titreyerek donakaldım. Bu da neydi? Ve tekrar bir kapı sesi duyunca korku içinde ayaklanmaya çalıştım.

"Alice?" diye seslendi babam alt kattan yukarı çıkarken. 

Yerde saçılmış kıyafetlerimin arasında korku içinde kıvranırken kaçan o kapüşonlu silüetin arkasından bakakalmıştım. Omuz yapısı, boyu..Bu Andrew muydu? Tanrım, bu gerçekten de Andrew muydu? Yoksa..eve hırsız mı girmişti? Ama Andrew'a o kadar benziyordu ki şuanda nefes almakta zorlanıyordum.

''İyi misin kızım? Bu halin de ne?!''dedi babam endişeyle.

Eğer şimdi babama gerçekleri söylersem her şey daha daha beter karışacak, polisler, sorgular, kargaşa derken hayatım yine bir enkaza dönüşecekti.

"Sadece..sadece bir kediydi, sanırım odadan fırlayıp aşağı kaçtı." dedim titreyen ellerimi gizlemeye çalışarak. Babamın şaşkın ve sorgulayıcı bakışları altında kendimi toparlamaya çalışırken kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.

Eve vardığımızda valizleri ve dağılan kutuların parçalarını taşırken hala kollarım titriyordu. O kapüşonlu silüetin, Andrew'un, yaşadığım yere kadar girmiş olma düşüncesi beni yiyip bitiriyordu.

Eşyaları sürükleyerek içeri girdik. Salonda Tyler'ı görünce huzursuzluğum daha da arttı. Koltukta öylece oturmuş, telefonuna bakıyordu. Kapıdan girdiğimizi fark edince başını yavaşça kaldırıp bana dik dik baktı.

"Tyler, şu kutuları taşımamıza yardım etsene."dedi babam.

Tyler hiçbir şey söylemedi ve sadece soğuk ve delici bakışlarıyla babamı onayladı. Kutuları taşırken aramızdaki sessizlik dayanılmazdı. Son kutuyu da yukarı çıkardığımda Tyler kollarını göğsünde birleştirip bana bakmayı sürdürdü. 

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin