80

114 7 13
                                        



Okulun bahçesinden çıktığım sırada arkamdan gelen tanıdık motor sesiyle duraksadım. Siyah araba aniden önümde fren yaparak durunca kapıyı açıp hızla arabaya bindim. 

''Sen iyi misin?'' diye sordu Jason endişeyle.

''Bunu sonra konuşuruz.'' dedim telefonumdaki adresi ona uzatarak. ''Önce hemen bu lanet adrese gitmemiz gerekiyor."

Rosewood sınırlarını terk edip kasabanın daha izbe, kimsenin uğramadığı kenar mahallelerine doğru son sürat ilerledik. Ağaçların arasından sarkan paslı tabelalar kasabanın bu tarafının ne kadar karanlık olduğunu hatırlatıyordu. Daha önce bu taraflara hiç gelmemiştim..Sonunda yol kenarında camları kırık ve tahtalarla kapatılmış terk edilmiş eski bir evin önünde durduk.

 Araba durduğunda içimdeki huzursuzluk da zirveye ulaşmıştı.Hemen inip tahta kapıyı iterek içeri girdiğimizde ağır bir rutubet kokusu burnumuza doldu. Ama burda ne bir mobilya ne de insan izi vardı. Yerler sadece toz ve kırık cam parçalarıyla kaplıydı. Eric..burada yoktu. Panikle evin içinde koşturmaya başladım, her köşeye, her karanlık odaya baktım ama kesinlikle hiçbir şey bulamadım. Burası kesinlikle bomboştu. Sıkıntıyla ordan oraya adımlarken pencerenin önündeki masanın üzerine bırakılmış bir kağıt parçası gördüm. Titreyen ellerimle kağıdı açıp okuduğumda ise kanım çekildi.

"Üzgünüm, arkadaşınızı veremem..Önce onunla kapatmamız gereken kanlı bir hesap var."

Kağıt parmaklarımın arasından kayıp yere düşerken başımı Jason'a çevirdim. Gözlerimdeki dehşetle sesimdeki tüm panik dışarı taştı."Yani..Erik'i kaçıran Andrew mü?!''dedim. ''Anlamıyorum Jason, bu ne demek! B-ben boşu boşuna mı fotoğraflarımı yaydım! Şimdi ne yapacağım!"

''Sakin ol, Alice. Bunu çözeceğiz.''

"Neyi çözeceğiz Jason?!" dedim gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. "Babamlar o lanet fotoğrafları görünce beni bir daha evde isteyeceklerini mi sanıyorsun? H-her şeyi berbat ettim! Beni kandırdı! Ben..bittim ben! Mahvoldum!"

"Alice, dinle beni-"

Ama daha fazla dinleyemezdim. İçimdeki o boğucu baskı artık taşıyamayacağım bir noktaya gelmişti. "Artık dayanamıyorum!" diye bağırarak arkamı dönüp kapıya doğru koşmaya başladım. Jason beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama ben delirmiş gibi ağlayarak kendime küfürler savuruyordum.

"Alice, dur! Nereye gidiyorsun?!"

Jason'ın endişeyle yankılanan sesi arkamda kalırken nefes nefese koşarak arabaya ulaştım. Kapıyı açıp kendimi içeri attığım gibi kilit düğmesine bastım. O sırada Jason camı yumruklayarak "Alice ne yapıyorsun, aç şu kapıyı!" diye bağırarak kapıyı açmaya çalışıyordu. Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken ellerim titreyerek anahtarı kontağa geçirdim ve çevirdim.

"Üzgünüm.." dedim hıçkırıklarım boğazımı tıkarken.

"Alice! İn şu arabadan! Aklını mı kaçırdın, ne yapıyorsun?!"

Jason beni durdurmak için arabanın önüne atlasa da vitesi sertçe geriye takıp gaza yüklendim. Dikiz aynasından Jason'ın arkamdan koşan silüeti küçülürken nereye gittiğimi bile bilmeden sadece benden ve bu kabustan kaçmak isteyerek bastım. Sadece sürdüm..Kilometreler arka arkaya devrilirken zihnimdeki sesler susmuyordu. Berbat haldeydim, direksiyonu tutan ellerim zangır zangır titriyor, hıçkırıklarım göğsümü parçalıyordu. Nihayet yolda o tanıdık "Ravenswood" tabelasını gördüğümde hava kararmak üzereydi. Eski bir motelin kenarında arabayı durdurup direksiyona kapanarak biraz olsun sakinleşmeye çalıştım. Şimdi ne yapacaktım? Babam kesinlikle benden nefret ediyordu, herkes benden iğreniyor olmalıydı..Ben gerçekten de mahvolmuştum.

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin