47

153 7 16
                                        




Günlerdir Mac'le mesajlaşıyorduk.Gece yarıları ekrana bakıp gülümserken buluyordum kendimi. Okul koridorlarında Mac'in bana açıkça asılması, o sahiplenici tavrı artık beni rahatsız etmiyordu. Ancak evdeki durum ise tam bir sessizlik savaşıydı.

Tyler hala benimle konuşmuyordu. Koridorda karşılaştığımızda yüzüme bile bakmadan, sanki ben orada yokmuşum gibi yanımdan geçip gidiyordu. Onun bu cezalandırıcı sessizliği içimi acıtsa da üzerine gidecek gücü kendimde bulamıyordum. 

Jason ise adeta evden kaçıyordu.Yüzme antrenmanlarının yoğunluğu akılalmaz bir şekilde artmıştı. Onu evde bulmak neredeyse imkansız hale gelmişti.Geç saatlerde eve dönüyor, sabaha karşı erkenden çıkıyordu. Cassie ile barışmasının ağırlığı mı yoksa benim odasında yüzüne haykırdığım o ağır gerçekler mi onu bu kadar kaçmaya zorluyordu..kesinlikle emin değildim. Tek bildiğim onun yokluğu evdeki boğucu havayı daha da ağırlaştırıyordu.

Tüm bunların tam ortasında sadece ayakta kalmaya çalışarak her gün o lanet okula gidip geliyordum. Zihnim bir labirent gibiydi ve ben her sabah Crimson High'ın kapısından girerken o gün beni hangi fırtınanın beklediğini bilmeden derin bir nefes alıyordum.

Bugün Amerikan Tarihi sözlüsü olduğu için okulun arka bahçesindeki ahşap çardaklardan birinde oturuyorduk. Masanın üzerinde birkaç açık ders kitabı vardı ama hiçbirimizin odağı derslerde değildi. Ali elindeki fotoğraf makinesinin lensini temizlerken bir yandan da son çektiği kamp fotoğraflarını inceliyordu. Mac ise her zamanki rahatlığıyla tek kolunu oturduğum sıranın arkalığına atmış, beni izliyordu.

"Çocuklar, benim hemen gazete odasına gitmem lazım." dedi Ali saatine bakarak. "Debby gazetenin bu haftaki baskısı için kamp fotoğraflarını bekliyor. Seçtiğim birkaç kareyi panoya asmam gerek..Hemen dönerim!"

Ali hızla yanımızdan uzaklaşırken çardaktaki hava bir anda değişti. Mac arkamdaki kolunu yavaşça omuzlarıma kaydırıp okşamaya başladı."Artık benden kaçmıyorsun.''dedi kulağıma doğru fısıldayarak.

"Kaçmamı mı isterdin?" 

Mac hafifçe sırıtıp parmaklarını çeneme yerleştirerek yüzümü kendine çevirdi. "Asla." diye mırıldandı. "Seni bir kez daha o karanlığın içinde kaybetmektense..bütün dünyayı karşıma alırım Alice.Bunu biliyorsun, değil mi?"

Gözlerimi ondan kaçıramadım. Kalbimin ritmi o kadar hızlanmıştı ki göğüs kafesimi delip eline ulaşacağından korktum. Aramızdaki bu kanlı bağ, bizi felakete sürükleyen o gece..şimdi bizi birbirimize kopmaz halatlarla bağlıyordu. Onun bu tehlikeli sığınağına tamamen teslim olmak üzereydim.

"B-biliyorum." 

Mac hafifçe gülümserken başparmağıyla dudağımın kenarını hafifçe okşadı ve dudaklarımız birleşti. Lanet bir fırtınanın ortasında sonunda eve dönmüşüm gibi hissettiren o sıcak öpücük içimdeki tüm korkuları bir anlığına tamamen bastırdı.Biraz öpüştükten sonra geri çekildik.

"B-ben.." dedim bakışlarımı kaçırarak. "Bunun ç-çok saçma olduğunu biliyorum.."

"Neyin?" 

"Bunun çok saçma olduğunu b-biliyorum ama b-ben galiba..."

Kelimesi kelimesine ona teslim olup içimde hızla büyüyen o hissi itiraf etmek üzereydim ki çardağın dışından gelen sert ayak sesleri aramıza girdi.

"Alice! Mac! Lanet olsun, neredesiniz siz?"

''Ali?''

''Hemen gelin, çabuk!" diye bağırdı Ali yanımıza ulaştığında soluk soluğa kalarak. "10 dakikadır sizi arıyorum! Gazete odası..Çok kötü bir şey olmuş!"

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin