48

167 6 40
                                        




Eve adımımı attığımda herkes televizyonun karşısına toplanmıştı.Tam yanlarından geçip odama gidecekken haber spikerinin sesiyle adımlarım aniden duraksadı.

"..Son dakika...Rosewood'da şok edici bir trajedi. Kasaba yakınlarındaki göl evinde çıkan yangın söndürüldükten sonra içeride bir ceset bulundu. Yapılan ilk incelemelerin ardından cesedin 17 yaşındaki lise öğrencisi Andrew Collins'e ait olduğu teşhis edildi...Yetkililer soruşturmanın..."

Yangın mı? Ne! Kalp atışlarım hızlanırken kulaklarım uğuldamaya başladı. Yanlış duymuş olmalıydım.Biz onunla..Biz Jason'la birlikte Andrew'ün cansız, dondurucu bedenini gölün karanlık sularına bırakmamış mıydık? Yangın da nereden çıkmıştı? Polis cesedi nasıl göl evinde bulabilirdi ki?

Gözlerimden boşalan sıcak yaşlar yanaklarımı yakarken nefesim kesildi. Evdekilerin bu halimi fark etmesine izin veremezdim. Adeta bir hayalet gibi merdivenlere yöneldim, basamakları hızla tırmanıp kendimi odama attım. Kapıyı arkamdan kapatıp sırtımı duvara yasladığımda hıçkırıklarım çoktan firar etmişti. Ellerimle Andrew'ün ayaklarını tuttuğum o dondurucu gece aklıma geliyordu.

Tam o sırada kapı iki kez tıklandı. Hemen gözyaşlarımı silip sesimin titremesini gizlemeye çalışarak bağırdım: "Üstümü değiştiriyorum baba!"

Ancak kapı kulpu yavaşça aşağı indi. Jason bir şey demeden içeri süzülüp kapıyı arkasından sessizce kapattı. 

"İyi misin?" 

İyi olmak mı? Şuanda kesinlikle iyi falan değildim.

"O öldü." diye mırıldandım boşluğa bakarak. "Jason..Andrew gerçekten ö-öldü."

"Onu birlikte göle attık.." dedi."Öldüğünü ikimiz de biliyoruz."

"O-onu gölden mi çıkarmışlar yani?" derken gözlerim dehşetle büyüdü. "Göl evindeki yangın da neyin nesi o zaman? B-ben kafayı mı yiyorum?"

Jason mavi gözlerini benden kaçırıp odadaki boşluğa sabitledi. Bir cevap bulmaya çalışır gibiydi ama ne onun ne de benim verecek tek bir cevabımız vardı. Her şey yine darmadağın olmuştu..Polis gölün dibindeki bir cesedi nasıl göl evindeki yangında bulabilirdi?

"J-Jason..." diyerek kendimi yatağıma bıraktım. Ellerimi başımın arasına alıp gözlerimi ona diktim. "Sence ben..gerçekten deliriyor muyum?"

Odanın içine çöken sessizlik dışarıdaki yağmurdan çok daha yoğundu. Jason sorduğum sorunun ağırlığı altında ezilmek yerine sırtını duvara yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi. Gözlerini pencereden ayırıp bana çevirdi.

"Delirmiyorsun." dedi."Bunu birlikte yaptık."

Yatağın çarşafını parmaklarımın arasına sıkarak ona doğru biraz daha yaklaştım. "O zaman b-bu ne Jason? Biz onun..o-onun cesedini göle atmıştık..Kendi ellerimizle! Şimdi ise televizyonda lanet bir yangından bahsediyorlar. Ceset s-suyun altındayken nasıl yanabilir ki?!" 

Jason yanıma gelip yatağın kenarına oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayıp ellerini kenetledi.

"Belki de biri bizi izliyordu.." diye mırıldandı.İlk defa sesinde bir belirsizlik hissetmiştim."Ya da birileri..Belki de biz oradan ayrıldıktan sonra Andrew'ün cesedini gölden çıkardılar. Ve olayı bir cinayet soruşturmasından çıkarıp kaza gibi göstermek için göl evini ateşe verdiler."

"Ama n-neden?" dedim gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp yatağa damlarken. "Bir insan neden böyle bir şey yapar ki?''

Jason yavaşça başını kaldırdığında mavi gözleri odanın loş ışığında tehlikeli bir şekilde parıldıyordu.

ÜVEY KARDEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin