Gözlerimi açtığımda kendimi küçük bir odada buldum. Başımda dönen o şiddetli uyuşukluk hissiyle yavaşça doğrulamaya çalışırken tepemde dikilen tuhaf bir siluetle irkilerek geriye çekildim. Karşımda yüzüme doğru eğilmiş kocaman yeşil gözleriyle beni dikizleyen bir kız vardı.
"Uyandığını biliyorum."
Boğazımdaki ağırlıkla yutkunmaya çalışarak zorla konuştum: "B-ben..Neredeyim?"
Kızın dudaklarında garip, tüyler ürpertici bir gülümseme genişledi. Kollarını iki yana açıp neşeyle "Günışığı Kampı'na hoş geldin!" dedi.
"N-ne kampı? Ne diyorsun sen?!"
Kız yatağın kenarına bırakılan katlanmış gri eşofman takımını ve üzerinde numara yazan tişörtü işaret etti. ''Kıyafetlerini değiştir." dedi. "Artık sen de bizden birisin."
"T-telefonum..Telefonum nerede?'' diye arkasından seslensem de kız tek kelime bile etmedi. Yüzündeki o ürkütücü gülümseme ve boynunda asılı duran metal düdükle birlikte arkasına bile bakmadan koridora çıkıp gözden kayboldu.
Yataktan doğrulmaya çalıştığımda başım adeta bir kazan gibi uğulduyordu. Tanrım, ben neredeydim? Burada neler dönüyordu? Rüyada mıydım? Yavaşça camın önüne gidip dışarı baktım. Göz alabildiğine uzanan yemyeşil çimler ve onların hemen ardında, sonu görünmeyen vahşi ve karanlık bir orman yükseliyordu. Burası Rosewood olamazdı..Burası şehirden tamamen uzak lanet bir cehennem gibiydi.
Üzerimdeki kıyafetleri değiştirmek istesem de odanın kapısı bile yoktu. Dışarıdan birinin geçme ihtimaline karşı gerilerek aceleyle kıyafetlerimi çıkardım ve yatağın kenarındaki turuncu, üzerinde "12" yazan tişört ile eşofmanı üstüme geçirdim.
Koridora çıktığımda ise manzara midemi bulandırmaya yetmişti. Burası benim yaşlarımda bir sürü gençle doluydu. Bazıları odasında dizlerini kendine çekmiş boşluğa bakıyor, bazıları da koridorda kendi kendine anlamsız şeyler mırıldanıyordu. Tanrım, burası Rosewood'daki psikiyatri koğuşundan bile daha ürkütücü bir hapishane gibiydi.
Adımlarımı sürükleyerek geniş bir ortak salona geldim. Salonda sadece turuncu renkli koltuklar, bir köşede eski bir kütüphane, birkaç masa ve tam karşıda duvara monte edilmiş küçücük bir televizyon vardı. Oradakilerin hepsi robot gibi sessizce oturmuş, ekranda oynayan siyah-beyaz bir film izliyordu.
O sırada bir çocuk dayanamayıp ayağa fırladı ve televizyona doğru gidip kanalı değiştirmek istedi.
"Dokunma sakın!" diye bağırdı odada az önce gördüğüm o yeşil gözlü kız, anında kaşlarını çatarak.
"Bu lanet şeyi izlemek istemiyorum!'' dedi çocuk öfkeyle.
Daha cümlesi bitmemişti ki kız boynundaki metal düdüğü ağzına götürüp kulak tırmalayan tiz bir sesle öttürdü. Çocuk panikleyip onu durdurmak için üzerine atılsa da yeşil gözlü kız sanki bundan hastalıklı bir zevk alıyormuş gibi gözlerini kocaman açmış, sırıtıyordu.
Birkaç saniye içinde salonun köşelerinde dikilen, üzerlerinde turuncu üniformalar ve isimlikler taşıyan iki iri yarı yetişkin görevli çocuğun üzerine atılıp onu kollarından tuttular.
Çocuk dehşet içinde debelenirken "H-hayır, hayır lütfen!" diye tepki gösterdi.
Ama görevlilerden biri cebinden çıkardığı şırıngayı birden onun koluna acımasızca sapladı. İlacın etkisi saniyeler içinde vücuduna yayılırken çocuğun gözleri kaydı ve bacakları boşaldı. Görevliler onu kollarından tutup sürükleyerek koridorun karanlık diğer tarafına doğru götürürlerken salondakiler sanki hiçbir şey olmamış gibi başlarını tekrar televizyona çevirdiler. Lanet olsun..Kalbim güm güm atarken buranın sadece sorunlu gençlerin getirildiği bir kamp falan değil, korkunç bir hapishane olduğunu anlamıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
ActionÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
