Ertesi gün uyandığımda üzerimdeki ağırlık bir gece önce gömdüğümüz o toprağın soğukluğu gibiydi. Babama kendimi iyi hissetmediğimi ve evde dinleneceğimi söyleyerek yalan söyledim. Ancak babam bunu kabul etmeyerek "Bayan Smith'e söyledim, sen biraz dinlenene kadar sana göz kulak olacak." dedi kapıdan çıkarken. "Seni yalnız bırakamam Alice, biliyorsun."
Harika.
Kapı kapandığında Bayan Smith'in bahçede çiçeklerini budadığını gördüm.O yaşlı ve inatçı bir kadındı, elinde o meşhur çay tepsisiyle beş dakika içinde kapıya dayanacağından adım gibi emindim. Eğer evden çıkmazsam o kadının yaşlı yetişkin soruları altında kafayı yiyecektim ve bunu kesinlikle istemiyordum.
Yukarı kata, odama koştum. Pencereden aşağı baktım. Bayan Smith büyük bir zevkle çiçekleriyle konuşuyordu. Hızla bir plan yapmam gerekiyordu..Bir yastığı yorganın altına yerleştirip bir silüet oluşturdum, odanın ışığını kapattım ve üzerine de sweatshirtlerimden birini attım. Alt kata indiğimde mutfak kapısının Bayan Smith'in görüş açısında olduğunu fark ettim. Eğer ordan çıkarsam anında yakalanırdım.Mutfaktaki arka pencereyi araladım. Menteşeler gıcırdadı ama neyse ki kulakları ağır olduğu için o bunu duymadı. Çamurlu ayakkabılarımı ayağıma geçirip bahçenin arka tarafındaki çitlerin oraya yani "kurtuluş rotama" doğru eğilerek ilerledim. Tam çitin üzerinden atlayacakken Bayan Smith'in o ince sesini duydum:
"Alice? Tatlım, çayını getirdim, kapıyı açar mısın?"
Dizlerimin üzerine çöküp nefesimi tuttum. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki sanki göğüs kafesimi kırıp dışarı çıkacaktı. Bayan Smith birkaç saniye kapıyı tıklattıktan sonra içeriden cevap alamayınca söylenerek tekrar bahçeye döndü. Derin bir nefes alıp çiti aştığımda nihayet özgürdüm.
Üzerime oversize ceketimi geçirip yüzümü saklamak için kapüşonumu iyice aşağı çektim. Sokaklara daldım. Tek bir amacım vardı: O anı, Bay Campbell'ın o cansız bakışlarını ve lanet toprağın kokusunu zihnimden silmek.
Önce eski kitapçıya gittim. Kitapların arasında boş boş dolanıp kitap karıştıran insanları izledim. Sonra bir kafeye girip soğuk bir kahve içtim. Ardından saatlerce sürecek, ne olduğunu bile anlamadığım bir filme girmek için sinemaya sığındım. Salon karanlıktı ama benim zihnimdeki görüntüler sürekli ekrana yansıyordu ve odaklanamıyordum. Lanet filmi bitirmeden salondan çıktım. İçimdeki huzursuzluk o kadar büyüktü ki babamı görmek sanki hayata tutunmamı sağlayacak tek şey gibi geldi. Karakola uğrayıp babamın masasına yaklaştım. Ama oradayken bile soğuk soğuk terliyordum.
''Sen iyi misin kızım?''
''E-evet.''dedim gülümseye çalışarak.''Sadece biraz hasta hissediyorum.''
"Halsiz görünüyorsun Alice." dedi sandalyesini hafifçe geriye iterek. "Eve git, biraz dinlen. İstersen seni ben bırakayım, nöbet değişimi yaklaştı."
"Hayır!" dedim yanlışlıkla bağırarak. Babamın kaşları anında çatıldı. Hızla kendimi toparlamaya çalıştım. "Yani..ş-şey, sadece..eve yürüyerek gitmek istiyorum. Temiz hava iyi gelir."
Babam şüpheyle yüzüme baktı, sonra elindeki kalemi masaya bırakıp iç geçirdi. "Pekala. Ama eve gidince beni hemen ara, tamam mı? İyi gözükmüyorsun kızım."
"Tamam babacığım, söz veriyorum."
''Bayan Smith'i arayıp kontrol edeceğim.''
''T-tamam.''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
AksiÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
