Odaya girdim. Tıpkı gözümün önüne gelen görüntüdeki gibiydi. Kahverengi büyük bir koltuk ve üst kata uzanan merdivenler. Yukarıya çıkıp kendimi direk yatağa bıraktım. Bu beden değiştirme işi gerçekten de insanı yoruyordu. Lucy'nin bildiklerini bilmek , onun anılarına sahip olmak sanki büyük bir video oyununu beynime yüklemek gibiydi. Yorganın altına girerken dolabın kapağına asılmış bir kıyafet askısı dikkatimi çekti ama bakamayacak kadar yorgundum. Saatin alarmını kurduktan sonra gözlerimi kapattım ama uyumak hiç bu kadar rahatsız edici olmamıştı.
Üzerimde siyah bir elbise vardı. Oldukça kabarık. İnsanı bir bulut giymiş gibi hissettiriyordu. Tüm o insanların arkasında bir kapı gördüm. İnsanlar teker teker buhar olup kayboldular. Lucy'nin zihni içinde kaybolmuş gibiydim. Kapıya doğru ilerlediğimde üzerindeki yazıyı gördüm. ' Stipendium historia cum reo criminum reum.' Ne demek olduğunu bilmiyordum. Lucy'de bilmiyordu. Ama arkasında ne olduğunu biliyordu. Yine de içeriye giremedim. Bu bilgi Lucy'nin zihni tarafından korunuyor olmalıydı. Ya da belki de o da hiç içeriye girmemişti.
Kapının arkasından sesler geliyordu. Bir uğultu. Yardım çağrısı şeklinde çıkan bir inleme. Tanıdık bir ses..
Nefes nefese uyandığımda çalmakta olan alarmı kapatıp yüzümü yıkamak üzere banyoya gittik. Kelimeleri , o tuhaf cümleyi hatırladım. Muhtemelen buradaki diğer herşey gibi latinceydi. Çalışma masasının üzerindeki bilgisayarı açıp aceleyle kelimeleri yazdım.
" Suçlular cezalarını geçmişleriyle öderler."
Ne anlam ifade ettiğini tabiki de bilmiyordum ama iyi birşey olmadığından emindim. Bu akaşm bir yerde David'i sıkıştırıp öğrenmeliydim. Sonuçta burası onun dünyasıydı. Saate baktım. Eğer hızlı davranırsam güzel bir duş alabilirdim. Kendimi duşa atıp suyu sonuna kadar açtım. Günün ilk saatlerinde boklar içinde yüzdüğümüz aklıma gelince bol sabunla kendimi temizledim. Lucy'nin vücudunda yara izleri vardı. Dizleri mordu ve belinde hala açık olan bir kesik vardı. Sanırım yukarıda ki görevden dolayı olmuştu.
Duştan çıkıp saçlarımı kuruttum ve dolaba asılı kılıfı açtım. İçinden siyah kabarık bir elbise çıktı. Rüyamdaki elbisenin aynısı. Geçen seferde böyle olmuştu. Tiyatroda olacak olanları görmüştüm. Bu akşam gideceğim yerde çok dikkatli olmalıydım. O kapıyı bulmalı ve arkasında ne olduğunu öğrenmeliydim. Aaron olabilirdi.
Elbiseyi giydim. Rüyamdaki gibi gerçekten çok kabarık ama buna rağmen çok hafif bir elbiseydi. Bununla koşmam gerekirse çok zor olmayacaktı. Vakit geldiğinde kapım çalındı ve Colin'le beraber aşağıya inip arabaya bindik. Albert'in bedeninde oluşuna hala alışamamıştım ama sesinde hala Colin olduğunu yansıtan değişik bir tını vardı.
" Oldukça güzel görünüyorsun."
" David'in seçimi."
" Kemerini taktın değil mi?"
" Hayır. İhtiyacım olmayacağını düşünmüştüm."
" Yanlış düşünmüşsün. Gerçekten de çok zekisin Adena bravo!"
Yeniden ukalalık yapmaya başladığını görünce konuyu değiştirmek amacıyla " Bu yemek nerde olacak?" diye sordum. Aslında biliyordum. Lucy'nin hafızası gereken şeyleri bana sağlıyordu ama aptallığımla ilgili bir imayı daha kaldıramazdım. Tüm soğukluğuyla " Gelirken gördüğümüz uzun binanın çatısında." diye cevapladı.
Arabayı kırmızı bir halının önünde durdurdu. Kırmızı halı mı? Oscar töreninde değildik alt tarafı bir yemekti. En azından ben böyle düşünüyordum. İçerisi nasıl merak ediyordum doğrusu.. Arabaya başka bir adam binip uzaklaştı. Colin koluma girdi ve beraber içeriye girip ceketlerimizi bıraktık. Sonra da en üst kata çıktık. Oldkça kalabalıktı ve evet kesinlikle rüyamın aynısıydı.
Aynı servis aynı şampanya hatta aynı garson. Etrafa deli gibi bakıyordum ama kapı ya da kapıya benzeyen en ufak birşey bile yoktu. Acaba rüyamda gördüğüm her şeye güvenmemeli miydim? Ben boynum koparcasına bir oraya bir buraya bakarken bir el omzumu kavrayıp beni kendine döndürdü ve David'le burun buruna geldim. Geriye doğru çekilirken " Lucy.. Çok hoş olmuşsun. Bu elibsenin sana yakışacağını biliyordum." dedi. Elindeki şampanyalardan birini bana uzatırken sessizce gülümsedim. Birkaç yudum almıştım ki kendimi frenledim. Bu gece ayık olmam lazımdı. Sarhoş olmasam bile o kapıyı bulma ihtimalim bu kadar düşükken bir de sarhoş olduğumu hayal edemiyordum. Cevap vereceğini umarak " David sana bir şey sormak istiyorum." dedim.
" Tabiki de."
" Bugün çalışırken birkaç şey duydum. Sanırım Aaron'u buraya getirmişsin."
Yüzü ciddileşirken elindeki şampanyaları yanındaki masaya bıraktı ve beni kolumdan çekerek insanlardan uzaklaştırdı. Bu konunun gizliliğini koruduğunu anlayabiliyordum. Beni uyarırcasına yüzüme bakarken " Bunun bir sır olarak kalması bizim için çok önemli Lucy." dedi.
" Çenemi kapalı tutacağımı biliyorsun."
" Sana güvenebileeğimi biliyorum , evet."
" Peki onu nereye götürdün."
Gülümseyeren bana baktı. Midemin bulandığını hissediyordum. Tam karşımdaki şeytanla konuşuyordum ve kimbilir aklında nasıl fikirler vardı. Kimbilir Aaron'a neler yapmayı planlıyordu , hatta yapmıştı. Boğazına yapışmamak için kendimi zor tutuyordum. Önüme gelen birkaç saçı geriye itip " Bilirin bizi bugünki biz yapan şey seçimlerimizdir. Geçmişte yaşadığımız olaylar tanıdığımız insanlar ve tecrübelerimiz. Peki bir insandan bunu alırsan geriye ne kalır?" dedi ve sorarcasına suratıma baktı. Tedirgin bir şekilde " Hiçbir şey. Boşlukta kalırsın. Onca şey yaşanmamış gibi olur ve hiçbir şeyi hatırlayamazsan kim olduğunu da bilemezsin. Ve kim olduğunu da bilemezsen.." cümleyi tamamlayamadım. Gülümserken " Sen kimsesindir." diye fısıldadı.
" Ve bu da en büyük cezadır. Bir insandan alınabilecek en büyük şey."
" Aynen öyle Lucy. Eh sanırım anlamışsındır. Suçlular cezalarını geçmişleriyle öderler."
Gözlerimi gözlerine dikip ona baktım. Bunu onun ağzından duymak benim için çok önemliydi. Artık kapının arkasında ne olduğundan emindim ve burda bir yerde olduğunu biliyordum. Gülümsemeye çalışarak " Albert'e bakmalıyım." dedim ve yanından ayrıldım. Nefes alamıyordum.
Yaptığı şey bu muydu? Aaron unutmuş muydu? Her şeyi.. Olamazdı. Böyle bir şey yapmış olamazlardı. Ya onu bulduğumda beni hatırlamazsa. Ya bir daha asla beni hatırlamazsa kim olduğumu bilmezse.. Gözlerim dolarken kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Sırtımı arkamdaki perdeyle kapatılmış duvara yasladım ve nefes almaya çalıştım.
Perde bir anda kaydı ve tenim soğuk metale değdi. Başımı çevirip çok dikkatli baktığımda loş ışıkta parlayan kelimeleri gördüm. Kapı içeriye göçmüştü ve neredeyse görünmüyordu. Açmaya çalıştım ama yan taraftaki cihaza şifre yazılarak açıldığı belliydi. İnsanların beni izlemediğinden emin olunca kulağımı kapıya dayadım ve tıklattım. İçerden hafif , boğuk bir ses geldi. Aman Tanrım!
Onu bulmuş muydum? Tekrar kapıyı açmaya çalıştım ama imkansızdı. Aaron orda olabilirdi. İçerde can çekişiyor , benimle ilgili hiçbir şey hatırlamıyor olabilirdi. Gözlerimde birikmiş olan yaşlar akarken kimse görmeden onları silmeye çalıştım. Şimdi ağlayamazdım burda olmazdı. Kapının üzerini tekrar perdeyle kapatırken içimden çığlık çığlığa bağırmak geliyordu. Canım acıyordu. Her nefes alışımda içime bir şey batıyordu adeta. Ona bu kadar yakın ama bir o kadar da uzak olmak.. Gözlerim kararmaya ve midem bulanmaya başladı. Saçlarımı yüzümden çekip bir an için gözlerimi kapadım ve açtım.
Lanet olsun! Karşımın süresi bitmişti. Hayır , hayır olamaz! Burada dönüşemezdim. Yanımda baygın bir kadın ve koca bir elbiseyle içinde yüzlerce merial bulunan bir salonda Adena olarak dolaşamazdım!!Umarım beğenirsiniz arkadaşlar. Bundan sonra bölümler biraz geç gelebilir çünkü sınavlarım başlıyor ama olduğunca yazmaya çalışıyorum. Yeni bölüm muhtemelen salı gibi gelir . Ama bol bol yorum yapar ve votelarsaniz erken koyabilirim bir sınırım var ve onu geçtiğiniz an koymaya çalışıyorum ;) bu arada diğer hikayemin yani Dağınık Dumanların Yeni bölümüde çıktı :)
Hepinize iyi okumalar
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ATEŞLE OYNAMA
Roman pour Adolescents- Sen beni mi izliyordun? - Hemde tahmin edebileceğinden çok daha uzun zamandır. Birden ortadan kayboldu. Etrafıma bakındım. Hayır yoktu. Gittiğini umdum ama birden sağımda belirdi. Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. Nefesi kulağımı gıdıklıyordu. - S...
