"Ne öğrenecekmişim ?" dedim sakince ama kalbim deli gibi atıyordu. Kılıcını bileğinde dolamaya başladı. Bana zarar vermeyeceğini mi göstermeye çalışıyordu yoksa başka bir amacı mı vardı emin değildim. "Jiyong cevap verecek misin ? Ne öğrenecekmişim ben ?"
"Chaerin önce sakin ol"
"Ben sakinim" Hayır değilim. Az önde neler yaşamıştım ve şimdi bir de bu vardı. Öfkem ise içimde büyüyüp duruyordu ve sebebini bilmiyordum bile.
"Bu taşla alakalı bir şey" dediğinde kaşlarımı çattım. "Hangi taş ?"
"Biliyorsun işte Chaerin" diye söylendi. Buruja taşından bahsediyordu. Tenimin uyuştuğunu hissediyordum ama bunun Jiyong'un söylediği şeyle alakası yoktu. Bu his tanıdıktı. Çok tanıdıktı. Jiyong'u uzaklaştırmama fırsat bile bulamadan alevleri gördüm. Karanlığı yardı ve Jiyong ve beni alevler içine aldı. Hızla ondan uzaklaşmak için koştum. Onu öldürecektim.
Yine oluyordu. Kontrolü kaybediyordum. Bedenimden yayılan sıcaklığı ve ışığı hissediyordum. Bedenimden çıkan alev etrafa sıçrıyordu. Beni takıyordu, kontrol artık bende değildi. Jiyong'un benden uzaktaki bedenine baktım. Düştüğü yerden doğrulmuş, bedenini bir ağaca yaslamış ve panikten açılan gözleriyle bana bakıyordu. Alevler yükseldi. Kimi gökyüzüne doğru sıçrıyor, kimi yerde otlarla buluşuyordu. Alevler etrafımda dönüyordu. O kadar hızlı dönüyordu ki koşmak istiyordum, bu ateşten kaçmak istiyordum.
Kırmızı alevlerin ısısı yükseldikçe sarıya döndü. Jiyong kendini zorlayarak ayağa kalktı. Ona bakacak kadar iyi hissetmiyordum. Güçlerim benden alınmış ve bir ateşe atılmış gibi hissediyordum. Alevler maviye döndü. Jiyong bana doğru bir iki adım attı.
"Gelme" diye bir çığlık attım. Salak olamazdı. Bana yaklaşmaması gerektiğini fark edemeyecek kadar aptal mıydı yoksa bunu düşünemeyecek kadar cesur mu ?
"Chaerin neler dönüyor ?" diye bağırdı ama gözlerinde yine o bakış vardı. Jiyong ilk defa bir konu hakkında bilgi sahibi değildi. Bilemezdi. Neler olduğunu bilemezdi çünkü ben bile bu güce sahip olmama rağmen neler olduğunu bilmiyordum. Güç bedenimde çıkmak istiyor, serbest olmak istiyordu.
Bom sesleniyordu. Minzy'nin adını sayıklıyordu. Tam ona cevap vereceğim sırada bir anda patladı. Alev içimden yükseltti ve tüm Kara Orman bir saniyeliğine aydınlandı. Patlamanın etkisiyle takla atıp yere yuvarlandım. Ağzımdan bir çığlık kaçtı. Yere düşer düşmez tüm ağrılarıma rağmen ayağa kalktım ve Jiyong'a baktım. Benden uzakta yerde öylece yatıyordu. Vücudundan dumanlar çıkıyordu, kolları ve yüzü kararmıştı. Ona doğru koşmaya başladım. Tüm vücudum panikle kaplanırken hızla yanına gittim. Ona yaklaştığımda takılıp düştüğümde canımın acısını umursamadan dizlerim üzerinde ilerledim.
"Jiyong" dedim onu sarsarken. Nefes almıyordu.
"Jiyong uyan" diye isyan ettim ve omuzlarını tutup sarstım. Lütfen, lütfen ona bir şey olmasın. Lüften. Yumruk yaptığım elimi kalbinin üzerine getirip vurdum.
"Hayır, hayır. Kendine gel" dedim sinirle ve kafamı göğsüne koydum. Hayır kalbi atmıyordu. Atmıyordu işte. Gözyaşlarım göğsüne tamladı. Kalkıp yumruğumu bir kaç kere daha kalbine geçirdim.
"Ben ne yaptım ? Jiyong lütfen, lütfen kalk. Nolur ölme" dedim hıçkırarak. Ne yapmıştım böyle ? O öldü. Öldür. Göz yaşlarımı silsem de boşunaydı. Göğsüne kapandım ve hıçkırarak ilerlemeye başladım.
"Lütfen, yalvarırım" diye fısıldadım. Bu kısa sürede nasıl ona bağlandım bilmiyordum. Neden bağlandığımı, neden sevgilisin kıskandığımı bilmiyordum ama hepsinin canı cehennemeydi. Onu öldürmüştüm, onu yakmıştım. Bana korumam için verilen bu güç, şimdi derinden bağlanabildiğim tek insanı benden almıştı. Kendimden nefret etmeme sebep oluyordu. Biri bana sesleniyordu. Kızlardan biri ama kim olduğunu anlamayacak kadar kafam dağınık, cevap veremeyecek kadar da yorgundum. Yanımdaki bedeni soğuyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SKYDRAGON
FantasiaGücümü biliyordum Ne yapmam gerektiğini de Ama o gözler her şeyden vazgeçip, onunla beraber sessizce yaşama isteği oluşturuyordu işimde. Yine de ben o kişi değildim Oda beni tanımıyordu. Ben ne kadar yıllarca onu beklemiş olsam da.
