Altın Sarısı Hayat

85 20 164
                                        


"Nasıl yani Bir kalp mi bulman gerek ? Bana bunu şimdi mi söylüyorsunuz ? Ah yoksa...yoksa biz sana bu konu da mı yardımcı olacağız ? O yüzden mi bizi sağ salim buluşturmaya çalışıyorsun ha ? "dedim sinirle. Sadece herkesten her şeyi bekliyordum. Ne kadar geçmiş yaşamda kocam olsa da. 

"Nasıl böyle düşünürsün ? Tanrım gerçekten sinir bozucu oluyorsun bazen"

"Tek mantık açıklaması bu."

"Bu mantıklı falan değil" dedi yüksek sesle. "Benim dört değil sadece bir kalbe ihtiyacım var. Neden dördünüzü bir araya getirip sizi daha da güçlendireyim ki ? Ayrıca aranızdan birine zarar vermek istesem bunu sizden birini kaçırarak yapabilirim. Emin ol birinize gücüm yeter" dedi ki bu mantıklı açıklaması az önce ki tezim çürüttü. Haklıydı. Neden dördümüzü de birleştirip gücümüzü arttırmamıza izin verseydi ki. Lakin bu başka soruları doğuruyordu. Her zamanki gibi yine çıkmazdaydık. 

"Peki biz ne işine yarayacağız ? Yani azizleri tek başına halledebileceğini söylüyorsun ki.  Aynı zamanda da bize ihtiyacın olmadığını söylüyorsun ama bir şey içn sana lazımız.Neden lazım olduğumuzu da söylemiyorsun. Cidden ne zaman gerçekleri konuşmaya başlayacağız!?" dedim. Konuşmam benim de kafamı daha çok karıştırmıştı ama onu pek karıştırmış gibi durmuyordu.

"Biz zaten gerçekleri konuşuyoruz. Sadece her şeyi bilmene gerek yok. Sana hiç bir zaman bunu anlatamadım ki zaten"

"Ne demek her şeyi bilmemem gerek yok. Ben işin içindeyim!" dedim yüksek sesle. Açıkçası bu işin içinde olmasam da bunu merak ederdim çünkü işin içinde olan her şey bizi ilgilendiriyordu. Beni ilgilendiriyordu. Azizlerin ölmesi, Olası bir durumda Ostra Kraliyeti'nin kurulması,  Jiyong'un ölmesi..

"İçinde olmayacaksın. Sana zarar vermeyeceğim. İşimiz biter bitmez kızlar ve sen düzgün bir yere gideceksiniz. Güvenli bir yere. Her şey bitince seni bulacağım"

"Bunu istemiyorum" dedim. Benim yerime karar veremezdi. Şuan nasıl bir ilişkimiz olduğunu bilmiyordum, geçmişte evli olmamıza rağmen, onun beni çok seviyor olmasına rağmen geçmişi de hatırlamıyordum. Lakin hatırladığım hayatımda bu zamana kadar kimsenin buna hakkı yoktu. Kimsenin benim yerime karar vermesine izin vermemiştim. Oda veremezdi. 

"Seni bulacağı kısmını"

"Eğer yanında durup, seninle savaşmama izin vermeyeceksen kendin bilirsin ama bunu yaptıktan sonra gelip beni bulmak gibi bir saçmalık yapma. Bulsan bile bir şey değişmez" dedim ve önüme dönüp yürümeye başladım . Şu lanet ormandan da artık çıkmak istiyordum. Sıkılmıştım iyice. Ne diye tüm bunlar olduysa!

"Chaerin tüm bunların tehlikeli olduğunu  görmüyor musun ?" dedi peşimden gelirken. Etrafıma bakındım. 

"Ah sen tehlike ile başa çıkabildiğimi vitalarla tek başıma savaştığım da görmedin mi ?" dedim sinirle. Çocuk değildim. Azizlerle karşılaşmayı her şeyden çok istiyordum. Benim aile kavramım yoktu. Azizleri zaten ailem olarak görmemiştim hiç ama bende nefret kavramı vardı. Ve itiraf etmeliydim ki en sevdiğim duyguydu nefret.

"Bak orası öyle ama azizler ölümsüz. Bizim gibi" dediğimde alevler içinde yanan elimle kolunu tuttum. Bağırırken elini çekti. 

"Ölümsüz olabilirsin ama acı çekiyorsun. Oda çekiyor" dedim. Yanan koluna baktım. Parmaklarımın siyah izleri duruyordu, kenarları kızarmıştı. Sinirle kolunu tuttum. 

"İlla beni kızdırıp sinirlendireceksin. Canın yanana kadar durmaz mısın sen ?" dedim. Bir kaç gün önce bana verdiği merhemi çıkardım. Üzerinden sanki asırlar geçmiş gibiydi ama sadece bir kaç gün geçmişti. 

SKYDRAGONBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin