Kraliçenin Ordusu

60 17 84
                                        

"Devam edelim. Sırada ne var ?" Dediğimde Jiyong dikkatlice beni süzüyordu.

"İyi misin ?"

"Devam edelim" dedim sadece. Ona yalan söylemek istemiyordum ama iyi olmadığımı haykırmakta istemiyordum. Zaten her seferinde ona sadece acı vermiştim. Hayatını mahvetmiştim. Elimi tuttu ve mezara doğru çekti. Mezar açıktı ve başına iki vita duruyordu.

"Taşı..yerleştirmen gerekiyor"

"Nereye ?" Dedim sessizce. Siyah elbise, soluk tenim, kalbimin olması gerektiği ama boş olan, oyuk göğsüm. Her şey aynıydı.

"Kalbine" dediğinde Jiyong'a baktım. O ciddiydi. İtiraz etmeyecektim. Ona itiraz etmeyi bile hak etmiyordum. Taşı vermesi için ona uzandım ama vermedi.

"Jiyong taşı ver"

"İyi misin ?" Dediğinde sinirle taşı ondan kaptım ve ellerim arasındaki taşa baktım.

"Ne önemi var ki ?"

"Benim için önemli. Bunu biliyorsun"

"Neden ? Ben bir hainim Jiyong. Senin yanına geldim ama ne için ? Ostra için, Alonst için. Şimdi yanında olmuşum ne fark eder ? Ben de en az onun kadar kötüyüm"

"Değilsin. Kendini onunla kıyaslama bile"

"Ama öyleyim. Ondan bile kötüyüm. Alonst bile kızmakta haklı biliyor musun ? Ona da ihanet ettim sonuçta. Ostra için geldim ama geri dönmedim" dedim sonunda. Şuan böyle hissediyordum. Eskiden de aynıydı.

"Saçmalama. Neden ona dönecekmişsin ? O kötü biri, seni hak etmiyor"

"Bende öyleyim" diye mırıldandım ama bu Jiyong'u sadece daha da kızdırdı. Vitalar ise hala ulumayı kesmeyip beni geriyordu.

"Değilsin işte. Her şeye rağmen benim yanımdaydın. Beni mahvettiğini düşündüğün için kendi canına kıydın sen! Nasıl kötü biri olabilirsin ?" Diye bağırdı sinirle.

"Öyle düşündüğüm için değil. Öyle olduğu için yaptım. Mahvolmuştun. Kalbimdeki karanlıkla başa çıkamıyordun ve en sonunda kalplerimiz tamamen yer değiştirdiğinde sen ortada kalmayacaktın. Benim kalbimi donduran zehirde seni mahvedecekti" diye ısrar ettim. Onu anlıyordum. Artık neden geçmişi öğrenmeme karşı geldiğini anlıyordum. Bu kadar ağır olduğunu bilseydim yapmazdım. Yapamazdım.

"Ben sadece sensizlikle başa çıkamadım"

"Sen bütün suçu kendine attın" diye bağırdım. İşaret parmağımı omzuna koyup onu ittim.

"Sana zalim dediler, kötü dediler. Sen ise hepsini kabullendin. Asıl kötü ben değilim diyecektin. Hepsi aslında Chaerin diyecektin. Sen ise hepsini kendin üstlendin."

"O zamanlar da böyle demiştin" dedi alayla.

"Çünkü böyle hissediyorum. En masumumuz senken en kötü insan sen oldun. Benim yüzümden" dedim hıçkırarak. Onu iten elimi tuttu.

"En masum kişi sendin çünkü kandırılmıştın, hapsedilmiştin. Özgür değildin, kendin değildin. Yine de beni sevdin." Dediğinde kafamı göğsüne koydum.

"Ben sevgini hak etmedim" dedim fısıldayarak.

"Sen her şeyin en iyisini hak ettin. Benim seni sevmem ise küçük bir ayrıntı" dedi. Değildi. Küçük değildi bunu oda biliyordu. Şu dünyaya on kez de gelsem yine beni severdi. Bende her zaman onu severdim.

"Özür dilerim"

"Benim için seni yaratan kişiyi sattın diye mi ? Benim için her şeyden vazgeçtin diye mi özür diliyorsun ? Aman kalsın. Madem o kadar pişmansın beni daha çok sev ve bana bir dilek hakkı ver"

"Dilek hakkı mı ? Beni affetmen için yetecekse tamam" dedim ama ben kendimi affetmeyecektim.

"Ben seni affetim bile..sadece bir dilek hakkı istiyorum"

"Tamam ne istiyorsun ?" Dedim yüksek sesle çünkü vitalar öyle bir uluyordu ki normal konuşmak imkansızdı.

"Bu savaştan sonra. Her şey bitince diyeceğim."

"Ah savaş. Evet. O vardı" dedim ve hızla mezara döndüm. Mezarda yatan bedenime baktım ve mezara girdim. Elimdeki taşla bedene yaklaştım ve taşı kalbimin olması gerektiği yere koydum. Önce yer sallandı. Jiyong hızla beni tutup mezardan çıkardı. Yerdeki kemikler hareket etti. Vitalar mümkünmüş gibi daha yüksek sesle ulumaya başladı.

"Neler oluyor ?" Dedim. Tam o sırada kemikler aniden havaya kalktı. Ben korkuyla Jiyong'a yaklaştım. Oda benim gibi havada asılı kalan kemiklere bakıyordu. Kemikler birleşti. Küçük, büyük onlarca kemik havada uçuşuyor, sanki bir şey arıyordu. Jiyong kemiklerin bize çarpmaması için beni tuttuğu gibi mezara geri soktu. Panikle ona baktım. Bu olay sadece bir dakika sürdü ve bir dakika sonunda vitalar da dahil her şey sustu. Jiyong mezardan çıkıp elini bana uzattı. Elini tutup mezardan çıktığımda neredeyse yere düşecektim. Karşımda onlarca iskelet vardı.

"Siktir" diyebildim sadece. İskeletler de vitalar gibi bana dönüktü.

"Bu da ne Jiyong ?"

"Şey..Bu senin ordun"

"Siktir!" Diye bağırdım bu sefer. Hızla Jiyong'a döndüm.

"En basından beri biliyordun"

"Vitalar avlanmak için varlar. Kemikleri ise sana bir ordu yapmak için topluyorlardı" dediğinde gözlerim siyah tüylü hayvanlara kaydı. Beni öldürecek oldukları fikir aklımdan tamamen çıktı artık. Yine de az kalsın bu orduya bende katılıyordum.

"Yani bunlar...Beni dinliyorlar"

"Eh senin emrindeler." Dediğinde ona baktım. Yapmam gerekeni biliyordum. Buraları ilk gördüğüm anda onlara bu denli minnettar olacağım aklıma gelmezdi ama bu ordu bizim en büyük şansımızdı. Alonst'un askerlerine karşı. Tekrar onlara dönerken gök gürledi. Bu ses tanıdıktı. Gök gürlemedi değil, nefes sesi. Yanlış duyduğumu düşünsem de Jiyong'da aynısını duymuş olmalı ki direk kafasını kaldırdı. İşte oradaydı. Kara Orman'ın üzerinde dolanıyordu. Benim ilk arkadaşım, sevdiğim ilk şey, sahiplenip ismini verdiğim ilk şey, Skydragon'um. Gözleri ormanda geziniyordu. Parmaklarımı dudağına götürüp bir ıslık çaldığımda beni duyacağını biliyordum. Tahmin ettiğim gibi oldu bakışları olduğumuz yeri buldu. Bu kadar sık ağacın yanında bizi görebilmesi bile bana göre şanstı ama bence ona göre değildi.

Saraya doğru kanat çırptığında Jiyong elimi tuttuğu gibi koşmaya başladı. Koskoca ordu peşimizden geldi. Onlar koşarken kemiklerin sürtme sesi ve vitaların hırlamaları da bize eşlik etti. Sarayın büyük bahçesinde bulduk onu.

"Sanırım ordun büyüyor" dedi Jiyong. Gülümsemeden kendimi alamadım ve ejderhaya koştum. Kafamı kafasına dayadım.

"Yaşıyorsun" diye fısıldadım. Aşırı heyecanlıydım. Jiyong bize yaklaşırken ejderha kafasını gökyüzüne çevirdi ve burnundan duman çıkardı. Kahkaha atarken kafasını eğdi ve kuyruğu ile ikimizi sarıp kaldırdı. Panik olurken bizi boynuna bıraktı. İkimizde birbirimize bakıp hızla tutunduk. Ejderha kanat çırptı ve yerden bir kaç metre yükseldi. Aşağıda bize bakan orduma baktım. Onlarca vita, büyüklü ufaklı her boydan iskeletlerle dolu olan ve başlarında gri bir ejderha olan ordum. Mükemmel değildi. Mükemmelden de öteydi.

"Tek bir isteğim var sizden" dedim yüksek sesle. Vitalar uludu. Gülümsedim.

"Kimse Alonst'a zarar vermesin. Alonst benim, onu ben geberteceğim" diye bağırdığımda Jiyong elimi tuttu.

"Hayatımda gördüğüm en iyi komutansın" dediğinde elini sıktım.

"Onun haricinde gördüğünüz herkese saldırın" Dediğim de vitalar ve iskeletler koşmaya başladı. Hedefleri belliydi çünkü benim hedefim belliydi. Ejderha havalandı. Olduğu yerde bir kaç kez döndü ve bütün ordunun hareket ettiğinden emin oldum. En sonunda yönünü geldiğimiz yere çevirdi.

"Hadi gidip şu adamı öldürelim"

"Bir daha Ostra'yı kurarsam ordunun başına geçer misin ?" Dediğinde kahkaha attım.

"Alonst yanlış kişiye bulaştı bebeğim. Bilirsin benim insanlara garezim yok" dedim alayla. Tek eliyle beni çekip şakağına öpücük kondurdu.

"Senin bir tek bana garezin olsun"

SKYDRAGONHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin