Telefonu sonunda 28 Numaraya geri vermeyi başarmıştım. Görevliler odayı aramaya kalksa bile artık üzerimde ölümcül bir delil yoktu. Ama bu elbette burada kalacağım anlamına gelmiyordu. Tyler hala gelmemişti ve o koca Kanada sınırını aşmanın imkansızlığı zihnimi lanet bir hapishane gibi sıkıştırmıştı..Anlayacağınız buradan kendi başıma çıkmak zorundaydım.
Bunun için ilk aklım gelen yer yine depo oldu. Orada dışarıya açılan ya da binanın derinliklerine inen bir havalandırma kanalı falan olabileceğini düşünmüştüm. Ama tek ayağımı neredeyse hiç kullanamaz halde oraya sızmam imkansızdı, yardıma ihtiyacım vardı.
Bahçe saatlerinden birinde Nick'e yanaştım. Bakışlarımı karşıdaki karanlık ormana dikerek "Sana ihtiyacım var Nick." diye fısıldadım. "Depoya girmem, oradaki havalandırma kanallarını bulmam lazım. Lütfen bana yardım et."
Nick kapşonunun altından sessizce yüzüme baktı. "Neden?" dedi.
''Buradan çıkmam lazım.''dedim çaresizlikle. ''Karşılığında ne istiyorsan yapacağım..Yemin ederim.''
"Sana yardım edeceğim." dedi. "Karşılığında hiçbir şey istemiyorum Alice..Sadece buradan çıktığında beni bir arkadaşın olarak hatırlamanı istiyorum. Sadece bu."
O an içimde kopan fırtınayı tarif edemezdim. Bu cehennem gibi yerde Nick'in iyiliği resmen boğazımı düğümlemişti.
O günden sonra her şey hızlandı. Birkaç gün sonra yine bahçedeyken 28 Numara, yani o asyalı kız yanımdan geçerken sanki ayakkabısının bağı çözülmüş gibi önümde eğildi. Toprağa bakarak kimsenin dikkatini çekmeyecek bir fısıltıyla "Yarın öğle yemeğinden sonra gel. Sadece iki dakikan olacak." dedi ve çekip gitti.
Ertesi gün sabah saatleri işkence gibi, her zamanki rutin döngüsünde akıp gitti. Öğle yemeği biter bitmez kalabalığın arasından sıyrılıp depoya doğru topallayarak ilerledim. Önce köşede bekleyen Nick'i gördüm. Kapşonu kafasında deponun kapısında dikilen iri yarı görevliye yanaşıp bir şeyler sormaya başladı. Adam ilk başta ona ters ters cevap verse de Nick ısrarla konuşmayı sürdürdü.
Kalbim boğazımda atarken görevlinin dikkati tamamen Nick'e kaydığı o kısa saniyede sessizce süzülüp deponun kapısından içeri girdim ve hemen tezgahın arkasına çömeldim.
Tam o sırada 28 numara elinde bir sürü kıyafetle kapıdan çıkarken yüksek sesle seslendi: "Ütü odasına gidiyorum!"
Onun çıkmasıyla birlikte ağır demir kapı üzerime kapandı ve kilidin sesi kulaklarımda çınladı. Tanrım..Elim ayağım zangır zangır titriyordu. Hızla ayağa kalkıp etrafa baktım, dolaplar tıka basa tişört, çorap ve hırka doluydu. Öndeki tezgah haricinde saklanacak tek bir köşe bile yoktu. Sıkıntıyla nefes verirken başımı kaldırıp yukarı baktığımda tezgahın üst hizasında, tavana yakın bir yerde duran o metal havalandırma kapağını gördüm.
''İşte bu!''
Ancak lanet ayağım o yüksekliğe tırmanmama izin vermiyordu. Bütün gücümü sağlam sol ayağıma verip kendimi tezgahın üzerine çektiğimde terler alnımdan boşanmaya başlamıştı bile. Tavandaki kapağa uzanıp indirmeye çalıştığımda metalden lanet bir tıkırtı koptu. Küfrederek olduğum yerde donakaldım ve birkaç saniye nefesimi tutarak dışarıyı dinledim. Kimse gelmeyince biraz daha asıldım, metal biraz daha ses çıkardı. "Siktir!" dedim kendi kendime. Ama belki de koridordaki o gürültüde duyulmamıştı. Ellerimi boşluğa sokup kendimi yukarı çekmeye çalıştığımda kaslarım kasıldı. Tanrım, tek bacakla bunu yapmak imkansız gibiydi. O sırada dışarıdan o nefret ettiğim düdük sesleri gelmeye başladı, terapi başlayacaktı ve oraya gitmediğimi anlamalarına dakikalar kalmıştı. Adrenalin bütün bedenimi sarınca sıkıntı ve can havliyle son bir kez asıldım ve gövdemi yukarı çekmeyi başardım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
AksiÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
