Beni seven erkeklerin acımasızlığı tamamen sevmeleriyle oluyordu. Sevdikleri için böyle konuşabiliyor, beni derinden kırıyorlardı. Bunun farkında bile değilken hem de. İçim kesiklerle dolmuş bir haldeydim. Halbuki nasıl rahat bir hayat yaşıyordum. Görünmez olarak gayet huzurluydum. Efe ile hiç çıkmamalıydım. Bu hatayı bir daha yapmayacağımı kendime defalarca söyledikten sonra bile emin olamayıp tekrar ettim.
Gözlerimi silip ayağa kalktım. Kimse görmese bile ağlamak istemiyordum. Çünkü kendime güçlü olduğumu kanıtlamalıydım. Ayakta kalacak ve eski hayatıma devam edecektim. Bir süre zehir kussalar da sonunda onlar da bırakacaktı bu işin peşini. O zamana kadar dikkatli olup kendimden uzaklaştırmam gereken iki kişi vardı. Bunu yapmayı onlara borçluydum.
Okula birkaç gün gitmemeyi seçip evde yalnızlığımı konuşturdun. Hafta sonu olduğu için ne zamandır yapamadığım şeyi yapmaya karar verdim. İlâçlarımı düzenli kullanıp midemi düzeltmiştim. Artık istediğim gibi içebilirdim.
Evden çıkıp yağmurlu havada bir süre yürüdükten sonra her zamanki kafeye gidip kahvaltımı yaptım. Öğleden sonra da olsa kahvaltı istemiştim. Bir kahve eşliğinde kitap okuyup yağmur bitmeden kendimi dışarı attım. Çantamı boynumdan astıktan sonra hızlı adımlarla sahile giden yola döndüm. Yağmurluğumun başlığını kafamdan sıyırıp saçlarıma damlaların dokunmasına izin verdim. Saçlarımdan yağmur süzülürken sahile varmıştım. Ayakta durup dalgaları izledim uzun uzun. Hırçın seslerle kıyıya vuran sular köpükleriyle büyüleyici görünüyordu. Derin nefesler alıp denizin o muhteşem tuzlu kokusunu içime hapsettim. Yağmur içime işlerken öylece durup dinledim. Gözlerim kapalı iyice kendime gelince caddeye doğru gittim. Bir taksi çevirip tekele uğradım sonra yine taksiyle eve döndüm. Öncelikle üzerimi değiştirdim. Sonra rahat bir şekilde odaya yayılıp içkimi içmeye başladım. Aralarda içtiğim sigara da iyice başımı döndürmeye başlamıştı. Kendimden geçmeyi hiç bu kadar istememiştim. Ama bir türlü sarhoş olamıyordum. İçkileri yüksek ses müzik eşliğinde içmeye devam ettim. Tamamen bitirip bir kenara fırlattım boş şişeleri. Sonra ayağa kalkıp hepsini teker teker tekmeledim. Sonra yere çarparak büyük bir gürültüyle kırdım. Parçaları elime alıp avcumun içinde iyice sıktım. Kanlar elimden süzülürken o gece ilk defa rahatlamış hissettim. Sanki kaybolmuş bir parçamı bulmuş gibiydim. Duvarın kenarında oturup sağlam elimle bir sigara yaktım. Dudaklarım arasından zehri içime yollarken gözlerimi kapattım yine. İyice rahatlayınca sigarayı söndürüp elimi yıkamak için ayaklandım. Banyoda elimi temizleyip sardım. Derin bir nefes alıp duman gibi dışarı verirken yatağıma oturdum. Sızmak için geri sayım başlamıştı.
Okula biraz daha ara vermeyi istemediğim için hazırlanıp dışarıda kahvaltı yaptım. Okula varınca her zamanki oturduğum banka geçip müzik dinledim.
Sınıfa çıkınca umursamazlığımı konuşturup direkt sırama geçtim. Anıl yanıma oturduğunda onu hiç görmemiş gibi davrandım. Aynı şekilde sınıftan içeri girerken bana bakan Efe'yi de görmezden geldim. Kitabıma dikkatimi verip öğretmeni bekledim. Bütün derslerde sadece not tutup dersle ilgilendim. Teneffüslerde de kuytu köşelerde kitabıma gömüldüm. Efe ile Anıl'ın bakışlarını görmüyor gibi davranmaktan yorulsam da bıkmadım.
Çıkışta uzun bir süre yürüyüp toprak kokusunu doya doya çektim içime. Rahatlamış bir halde eve döndüm.
Sabah yeniden okula gittim. Yine aynı metodu uygulamaya başladım. Ama Anıl yanıma gelip oturdu. Yine görmezden geldim. Ama o aynı fikirde değildi ki konuşmaya başladı.
"Tuğba neyin var? Konuşmamız gerek."
Kafamı çevirip boş boş yüzüne baktım. Cevap vermemi bekler halde gözlerimin içine derin derin bakmaya devam etti. Önüme dönünce tekrar söze başladı.
"Ne oluyor ya? Bir hafta okula gelmedin sonra elinde sargılarla geliyorsun ve yüzüme bile bakmıyorsun. Hem telefonlarıma da cevap vermedin kaç gündür. Bunun bir açıklaması olmalı. Ve ben bunu duymadan seni rahat bırakmayacağım."
Oflayarak ona döndüm. Gerçekten beni anlamıyordu. Sıkılmışça yüzüne baktım ve cevaplamaya çalıştım.
"Hiçbirşey olduğu yok. Her zamanki ben işte. Ben böyleyim umursamaz biriyim. Sen de Efe de beni ilgilendirmiyorsunuz. Ayrıca okula gelmemem ve elimin sargısı seni ilgilendirmez. Şimdi cevaplarını aldığına göre yalnız bırak beni."
Afallamış bir halde yüzüme bakarken kara gözlerinden gölgeler geçti. Buğulandığını gördüğüm an bakışlarımı kaçırdım. Anıl ise yine beni şaşırttı. Bunlara verecek cevabı yoktur diye düşünürken söyledikleriyle donup kaldım.
"Benimle arkadaş olarak konuştuğunda, benden hoşlanmadığını söylediğinde, hatta Efe'den ayrıldığında bile canımı bu kadar yakmamıştın. Bravo sana beni bu kadar acıtabilen tek kişisin. Ben senin elinin değil tırnağının ucuna bile zarar gelsin istemezken sen beni bu şekilde merakta bırakıyorsun. Umrunda olmadığımı biliyordum ama senden duymak gerçekten çok başkaymış."
Kalkıp giderken arkasından bakakaldım. Yine beni ağlatacak sözler söylemişti. Ama gözlerimi yaşları akıtmaması için zorlayıp ikna edebilmiştim güçlükle de olsa. Derslere katılmayı düşünmediğim için çantamı sınıftan alıp çıkışa yöneldim. Bu defa da Efe karşıma çıktı. Onu takmayıp yanından geçecekken kolumu tuttu. Yüzüne bakmak istemediğim için sabırla söyleyeceklerini bekledim.
"Tuğba mutlu musun? Söylesene mutlu musun? Benden ayrılınca kendini buldun mu? Değişmek istemediğini söyledin ama bakıyorum da pek başarılı değilsin. Bu halin ne? Yoksa yaramadı mı ayrılık?"
Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. Cevap vermek gibi bir niyetim yoktu. Bunu anlayınca kolumu bıraktı. Hızla yanından geçip okuldan çıktım. Ama arkamdan söylediklerini duymuştum.
"Ben berbat haldeyim Tuğba. Yapma bunu bize. Seni bekliyorum!"
Eve gitmek istemediğim için avm ye gidip bir film izledim. Ne kadar odaklanamasam da film bitince biraz olsun farklı hissetmeye başlamıştım. Birkaç kıyafet alıp yemek yedim. Kitaplara bakıp gözüme kestirdiklerimi kasaya götürdüm. Ellerimde paketlerle taksiye binip eve döndüm. Akşam olmuştu. Yeni bir diziye başladım. Asya dizileri her zaman herşeyi unutturuyordu. Birkaç bölüm peşpeşe izleyince havam değişmişti. Saatin epey geç olmasıyla kendimi yatağa bıraktım.
Yalnızlık bazen en güzel seçenektir. Özellikle aklınız karışıksa. Hayatımı düşünüp durduğum dakikalarda birşeyi farkettim ki ben mutlu değildim. Mutlu olmak gibi bir gayem olmasa da huzursuz hissettirmişti farketmek. Okulumu bitirip buralardan gidecek ve yeni bir hayata başlayacaktım. Bu tek ümidimdi. Tek istediğim buydu. Bir an önce işkencemin bitmesi...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Umursamaz
Teen FictionStandart hayatının sona ermesiyle karanlığına çekilen canlar... Bir insan ne kadar umursamaz, ne kadar güçlü olabilir? Ya da insanın acı veya umursama sınırı nedir? Öğrenmek zor değil... Karanlığıyla aşkı, arkadaşlığı, düşmanlığı tadan Tuğba'nın hi...
