Gördüğüm kişiyle ilgilenmeden önüme döndüm. Denizin o hırçın dalgaları daha cazipti yanımdaki yüzden. Neden geldiğini dahi merak etmeden öylece durdum. Ama o benim kadar sessiz kalmayı sevmiyordu belli ki.
"Nasılsın Tuğba?"
"İyiyim."
"Ne kadar da soğuksun. İnsan karşılık olarak sorar değil mi sen nasılsın diye."
Cevap vermeden devam ettim soğukluğuma. Pes edip sessiz kalmasını hatta gitmesini umuyordum ama öyle olmadı.
"Seninle bir şey konuşmak istiyorum."
"Dinliyorum."
"Sanırım buna alışmam gerek. Bazı insanlara karşı böyle değilsin. Neden bana böyle davranıyorsun?"
"Dediğin gibi bazı kişilere böyle değilim. Bu benim doğamda var. Alışmak zorunda da değilsin. Ki alışacak kadar yanımda kalmayacaksın."
"Hayır yanlış. Yanında zannettiğinden daha uzun süre kalacağım."
"Ne istiyorsun?"
"Benimle olmanı."
"Anıl ile beraberim bildiğin üzere."
"Engel Anıl mı?"
"Hayır tabii ki de. Seni ondan önce de reddetmiştim hatırlarsan."
"Hatırlıyorum. Seninle ilgili herşeyi hatırlıyorum."
Yine cevap vermemeyi seçtim. Ve yine o susmadı.
"Benimle olacaksın. Bunu göreceğiz hep beraber."
"Rüyanda görürsün Ulaş."
"Neden? Bana bir neden söyle."
"Çünkü Anıl'ı seviyorum."
Bu defa susan o olmuştu. Ama susması pek işe yaramamıştı. Kolumdan yakaladığı gibi ayağa kaldırıp yürümeye başladı. Ne kadar çeksem de kurtaramadım elimi. İleride duran arabasına yöneldi. O an aklıma bin türlü kötü fikir hücum etti. O yolu hızla adımlarken ben kendimi geriye doğru çekmekle meşguldüm. Bana doğru dönüp öfkeyle baktı. İlk defa bu kadar sinirli görmüştüm onu. Arabaya ulaşınca kapıyı açar açmaz beni içeri itekledi. Kapıyı sertçe çarpıp kilitledi. Sürücü tarafına geçerken kaçmamı engellemiş oldu. Ama o binerken kilitleri açtığı için kapıya yöneldim. Ama hızlı davranıp kolumdan tuttu yine. Kapıları tekrar kilitleyip bana döndü.
"Sana son kez soruyorum. Benimle beraber oluyor musun yoksa olmuyor musun?"
"Cevabımı değiştirmedim."
"Peki. Ben sordum. Bundan sonrasından mesul değilim."
Arabayı çalıştırdı hemen ve hızla yol almaya başladı. Biraz korku içimi kaplasa da tedirgin olmadan telefonumu çıkardım. Daha tuş kilidini açamadan elimden kaptı ve bataryasını söküp arka koltuğa fırlattı. Ona şok olmuş bir halde bakarken o bana sinirli bir bakış atıp yola döndü.
Uzun bir yoldan sonra tenha yollara saptı. Ağaçlık bir alandan geçtikten sonra dağ evi gibi bir evin önünde arabayı durdurdu. İnip yine aynı sert hareketlerle beni de çıkardı arabadan. Çekiştirerek evin kapısına kadar sürükledi beni. Kapıyı açınca bir çanta misali içeriye fırlattı. Dengemi koltuğa oturarak sağladıktan sonra ona baktım. Burnundan soluyordu. Öfke her hareketine işlemişti. Sessiz kalmak yine en doğru seçimdi benim için. Bu öfke ile hareket edip bir hata yapmasını beklemekten başka çarem yoktu. Ama o beklediğimin aksine karşımdaki koltuklara kendini atıp derin nefesler almaya başladı. Sakinleşmeye çalışıyordu belli ki. Hata yapacağını ve bu hatayı kullanacağımı biliyor gibiydi. Sessizce bekledim sakinleşmesini. Birkaç dakika sonra başını yasladığı koltuktan kaldırdı ve bana bakmaya başladı. Bu bakışları biraz farklıydı. Ne öfke ne sinir ne de sevgi vardı gözlerinde. Bir süre izledikten sonra konuşma gereği duydu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Umursamaz
Genç KurguStandart hayatının sona ermesiyle karanlığına çekilen canlar... Bir insan ne kadar umursamaz, ne kadar güçlü olabilir? Ya da insanın acı veya umursama sınırı nedir? Öğrenmek zor değil... Karanlığıyla aşkı, arkadaşlığı, düşmanlığı tadan Tuğba'nın hi...
