Korkuyordum. Sevdiklerimi kaybetmekten, aynı şeyleri bir kez daha yaşamaktan. Çünkü bu dünyada bir yaşama sınırımız vardı, insan ne zaman öleceğini bilemiyordu tıpkı ne zaman evleneceğini ya da çocuğunun olacağını bilemediği gibi. Biz insanlar bir amaç uğruna dünyaya gelmiştik fakat o amaç dışında her şeyi gerçekleştirmeye başlamıştık.
Gerçek kimliğimizi unutmuş başka hayatlara özenmiştik. En kötüsü de bunları yaparken hiç bir zaman pişman olmamamızdı. Ben kötü biri değildim ki, sadece insanlara gereğinden fazla sevgi vermeye korkuyordum.
Bir kişinin ölümüne daha dayanamazdım. Bu yüzden insanlarla arama duvar örmüştüm, çoğu kişinin aşamayacağı bir duvar. Onları soğuk bakışlarımla kendimden uzaklaştırmış, gelmeye cesaret edemeyecekleri şekilde davranmıştım.
Genellikle herkesi iç dünyamdan uzak tutardım. Kendi ruhumun denizinde belkide günlerce boğulurdum. Bazen düşüncelerim beni ele geçirir ruhumun derinliklerinde ki o mezara iterdi. Bazense yaşanmışlıklar beni o mezardan çıkarır ve denize atardı. Sonu gelmeyen bir denize, ve ben orda boğulurdum. Çırpınışlarımı kimse göremezdi çünkü tanıdıkları Asya o denizde çırpınacak biri değildi.
Bu yüzden kimse arkasını dönüp nefes almak için çırpındığım ama her seferinde daha da dibe battığım denize bakmamıştı. Bende alışmıştım, bir süreden sonra çırpınmayı bırakıp gerçeklerle yüzleşmiş ve kendimi o denize teslim etmiştim.
"Beraber düşünmek zorundamıydık?" Sayenin sıkıntıyla sorduğu soru derin bir nefes almama neden olmuştu. Haklıydı, beraber düşünmek bence düşünmemize bile engeldi. Masadan çantamı aldım ve ayağa kalktım.
"Size iyi düşünmeler" tam arkamı dönüp gideceğim sırada Alperin konuşmasıyla durmak zorunda kalmıştım. Karşılaştığımızdan beri ilk defa konuşuyordu.
"Bu oyunu birlikte oynuyoruz, beraber kalmalıyız ayrı değil" sesindeki soğukluk kanımı dondurmuştu. Eskiden bu kadar soğuk konuşmazdı benimle.
"Birlikte düşünmek bir işe yaramıyor, çünkü ne kadar düşünürsek düşünelim ipucuna tam olarak odaklanamıyoruz" sözlerimle bakışları bana kaydı. Gözlerinde acı vardı, ışıltısı sönmüştü. Neydi ona bu kadar acı veren şey?
"Asya haklı," Aden de bir anda ayaklanınca yağızın bakışları onu bulmuştu.
"Daha fazla katlanamıyorum buraya, gidelim" yağız kaşlarını çattı.
"Laf mı çarpıttın sen bana?" Aden göz devirdi.
"Çarpıttıysam çarpıttım, Haketmiyormusun sanki?"
Yağız sevgisiz büyümüştü. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın ailesinden asla sevgi görememişti. Küçükken kendine sırf anne babası ona ilgi göstersin diye zarar verdiğini anlatmıştı bir keresinde. O gün kendimi ister istemez kötü hissetmiştim. Bazen gerçekten ailenin olmaması mı yoksa ailen olmasına rağmen önemsenmemek mi daha kötü karar veremiyordum. Herkes anne baba olmamalıydı. Günümüzün canileri, katilleri ve daha binlercesi böyle anne babalardan meydana geliyordu.
Sevgisiz büyüyen bir insan nasıl sevgi verebilirdi ki? Yağız Adeni çok sevmişti, bunu gözlerinde görmüştüm. Hâlâ görüyordum, tek fark gözlerinde sevginin yanında başka bir duygunun daha olmasıydı. O duygu ise kırgınlıktı. Adeni çok sevmiş fakat aldatmadığına inanmamıştı. Sevgisizlik, sevilmeme duygusu o kadar kötü bir duyguydu ki insanı hayatı boyunca etkisi altına alırdı. Yağızın Adenin onu aldattığını duyunca buna hemen inanmasının nedeni de buydu. En baştan birinin onu sevebilme düşüncesi ona garip gelmişti. Hiç sevilmeyen bir insan sevildiği zaman bozguna uğrardı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
OYUN
ChickLitHerkes isterdi sevdikleriyle mutlu olmak. insan sevdiği biri yanındayken kendini mutlu ve huzurlu hissediyordu, Fakat hayat insanlara her zaman mutlu olmaları için bir şans vermezdi. katili bulduktan sonra hayatının bir düzene girdiğini sanan Asya...