Çok umutsuzdum değil mi? Belki de düşüncelerim bir kitabın mısralarında yer alsaydı insanlar bunalırdı. İç karartıcıydım belki de. Peki neden böyleydim? Aslında çok açık değil mi?
Hayatının her ânında ayakta durmaya çalışan bir insandım ben. Gelen rüzgara karşı pes etmiyordum. Yeri geliyor yağmur yağıyordu ıslanıyordum ama banamısın demiyordum. Belki yerimde başka biri olsa kaçıp giderdi buralardan. Hem de çok uzaklara giderdi. Ama ben inadına savaşıyordum. Kendimi öyle bir kaptırmıştım ki ayakta durmaya yediğim darbelerin içimde bir oyuk açtığını fark etmem zaman almıştı.
O oyuk benimle birlikte büyümüştü. Ben boy attıkça o boy atmış, ben yaş aldıkça o daha da derinleşmişti. İnsanlar küçükken daha masumlardı. Birinin onları sevip sevmediğini bile anlayamıyorlardı.
İşte bu yüzden asıl acı, büyüyünce başlıyordu. Çocukluksa, sadece bir fragmandan ibaretti.
Aradan üç gün geçmişti. Alperlerin tuhaf hareketlerinin yanı sıra Aden pamirin evine girdiğimiz günün ertesi günü DNA testini halletmişti. Adam Şükriye babaannenin doktoru olduğu için bir kaç güne testin çıkacağını söylemişti. Tabi bu zaman diliminde kızlarla defalarca içten içe korku yaşamıştık çünkü pamirin evine bir hırsız gibi girmiştik. Fakat hiç bir şey olmamıştı. Değil hesap sormak sesi sedası bile yoktu.
Kaybolmuştu sanki ortalıklardan.
"Sana sesleniyorum cevap versene kızım" dalgın gözlerim Duruyu buldu. Telefonunu kampüste vermiştim ona. Geleceğim demiş ama gelmemişti. Niye bilmiyordum, fakat sorgulamakta istemiyordum. Kendimde bu hakkı istemsizce bulamıyordum.
Saçmalama o senin abin! Tabiki de böyle bir hakkın var
Aramızda ki şey kardeşlikten çok uzak
Halledeceksiniz inanıyorum
Ben inanmıyorum.
Küçükken hiç bir şeye inanmazdım ben. Hayat nasıl görünüyorsa öyleydi benim için. Tabi benim bu inanma seviyem abimin ağzından çıkan tek bir söze bakıyordu. Hiç bir şeye inanmayan ben abimin sırtında ki omurgasına ait çıkıntıları gösterip ben ejderhayım demesine bile inanmıştım.
Bacağında bir iz vardı, doğum iziydi ve ona neden öyle diye sorduğumda köpek balığı bacağımı kapmaya çalıştı demişti.
Her defasında ona inanmıştım.
Çünkü en çok o söyleyince gerçek oluyordu bir şeyler. En çok o söyleyince inanmak istiyordum bir şeylere.
Ama artık yoktu, biz düzelmezdik. Kabul etmiştim ben bunu. Birbirine emanet iki yabancı gibiydik artık. Duru eğer olur da katil çıkarsa ona Duruyu söyleyecetim. Bana inanmayacak belki de sözleriyle kalbimi beş bin parçaya bölecekti. Her şeye rağmen o benim abimdi, kızsam bile sonunda hep kendimi yanında bulduğum, ağlarken sarılma ihtiyacı hissettiğim tek insan.
O hapse girince ben ağlarken birine sarılma isteğimi de kaybetmiştim.
Yalnız ve kimsesiz kalmıştım.
"Alo! Kızım sen niye dalıp duruyorsun? Bir sorun mu var?"
Bugün her zamankinden biraz daha dalgındım. Kafam sürekli başka şeylere gidiyordu. Zihnim Kırgınlık ve kendime acıma duygusuyla dolmuştu. Çıkamıyordum çünkü sanırım odanın kapısını kendim kilitlemiş sonra ise kilidini kaybetmiştim. Kilidi bulamıyordum.
"Yok, sadece yorgun hissediyorum. Eve gidince direk uyuyacağım" Durunun yüzünde bir ifade belirdi. Üzgün gibi bakıyordu. Bana mı üzülmüştü?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
OYUN
ChickLitHerkes isterdi sevdikleriyle mutlu olmak. insan sevdiği biri yanındayken kendini mutlu ve huzurlu hissediyordu, Fakat hayat insanlara her zaman mutlu olmaları için bir şans vermezdi. katili bulduktan sonra hayatının bir düzene girdiğini sanan Asya...