İnsanları en çok boğan şey düşünmekti aslında. Düşünceleri onları öyle bir ele geçiriyordu ki düşünmek bile istemiyorlardı bazen. Sadece ânı yaşamak istiyorlardı.
Ben de düşünmek istemezdim. Sadece hayatı gelişine yaşamak isterdim. Ama işte bazen insanlar sadece istemekle kalıyordu. Peki neden? Neden hayatı gelişine yaşayamıyorduk?
Çünkü buna hakkımız yoktu. Aslında bakıldığı zaman biz insanların hiç sorunsuz geçirdiği bir hayat yoktu ki. Bebekler istedikleri olmadığı zaman ağlarlardı, çocuklar sürekli yaramazlık yapar sonra da anne babası kızacak diye korkarlardı, ortaokul ya da lise çağında ki çocukların ise daha çok ailevi meseleleri kendi içlerinde büyütmek gibi dertleri olurdu. He bir de sınav stresi. Sonra büyürdük, üniversite okur mevzun olurduk. İş hayatına atılırdık.
O zamansa evi nasıl geçindireceğiz diye düşünürdük. Normal insanlarla aramızda ki ilişki hayatı da cabası. Yani aslında ne olursa olsun hayatın her ânında illa ki bir sorunumuz vardı.Bir insan en çok kötü bir şey yaşadığında unutmak isterdi ve gelişine yaşamak için çırpınırdı. Ama beceremez, eline yüzüne bulaştırırdı. Neden mi? Çünkü bizler neyi unutmak istiyorsak, zihnimiz de o kadar hatırlatırdı bize unutmak için çırpındığımız o meseleyi.
"Çorba!"
Adenin bağırmasıyla mutfağa doğru koşması bir oldu. Pamir ise yerlere tiksinircesine bakıyordu. Sanki onun yüzünden değilmiş gibi bir de tiksiniyordu! Saye sinirle pamire baktı, elinde olsa onu bir kaşık suda boğardı bundan emindim.
"Belasın bela!" Dudaklarımı birbirine bastırıp sadece bu anı izledim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sofraya niye oturdun diye pamire mi kızayım, niye dikkatli yürümüyorsun diye Sayeye mi kızayım yoksa niye ocakta yemeği unutuyorsun diye Adene mi?
Bence sen kendine kız
Tüm bunlar olurken film izler gibi izliyordun çünkü
Müneccim miyim ben? Nereden bileyim ocakta yemek olduğunu?
Zekiyim diye geziniyorsun ortalıkta bunu mu düşünemedin?
Evet, dediğin gibi zekiyim. Müneccim değil vahiyde inmiyor.
Aden elinde ki tencereyle geldi ve sinirle tencereyi masaya bıraktı. Üçümüz de bir anda gözümüzü tencereye diktik. Kenarları zaten yanmıştı, sanırsam baya bir taşmıştı. He bir de içinde siyah siyah şeyler yüzüyordu. Gül gibi mercimek çorbası oldu sana kömür çorbası!
"Ben size bir şey diyeyim mi? Siz net evde kalırsınız. Valla bak, bu ne canım. Sofrayı yıkmalar. Çorbadan hiç bahsetmiyorum bile. Misafir Perver de değilsiniz zaten. Yani on üzerinden bir! Hatta bir bile değilde işte o kadar tanışıklığımız var. Ondan yani yanlış anlamayın" Aden elinde ki bezi Pamire fırlattı. Pamir ise atik bir hareketle ondan kurtuldu. Ardından beze tiksinircesine baktı.
Bu adamın gerçekten temizlik sıkıntısı vardı.
"Ee toplamayacak mısınız ortalığı? Leş oldu ortalık. Yani bana kalırsa Aden senin mutfakla aran daha iyi gibi. Bence sen sağa kalan bulaşık varsa git onları yıka, mutfağı düzenle. Saye, cano sen direk ortalığın ağzına ettin. Yani açık konuşalım. Bu yüzden yere döktüklerini sen topla. Asya, bence sende şu masanın bir hakkından gel. Bu ne canım, kirli kirli" üçümüz de Pamire baktık sinirle.
Şaka mı yapıyordu?
Gelmiş huzurumuzun içine etmiş, akşam yemeğini mahvetmiş bir de üstüne temizlik görevi veriyordu!
Aden "Yapmıyorum ya! Yapmıyorum! Sen kimsin de bana iş veriyorsun!" dedi ve eline çorba tenceresini alıp gitti. Saye ise yere eğilmiş yerde ki tabakları topluyordu. Aynı zamanda da söyleniyordu. "Hayır gelmişsin evimize. Kendi evinmiş gibi hakimiyet kurmuşsun. Bir de üstüne görev veriyorsun ya, gerçekten şaka gibi!"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
OYUN
ChickLitHerkes isterdi sevdikleriyle mutlu olmak. insan sevdiği biri yanındayken kendini mutlu ve huzurlu hissediyordu, Fakat hayat insanlara her zaman mutlu olmaları için bir şans vermezdi. katili bulduktan sonra hayatının bir düzene girdiğini sanan Asya...