Üzerimizdeki üniformalar yüzünden binaya girer girmez içeride ki insanların dikkatini çekmeyi başarmıştık. Sergei'i tanıyor olabileceklerini düşünerek biraz olsun rahatlamaya çalıştım ama ona değil daha önce buralara adım dahi atmadıkları her hallerinden belli olan diğer üç yabancıya odaklanmışlardı.Olduğumuz yerde öylece kalakaldık ve şüpheli gözlerin bizi rahat bırakmasını bekledik.
Sıradan bir Rus barında gibiydik ama içimde bir yerlerde bu yerin çokta sıradan bir yer olmadığını hissedebiliyordum.Eskiden, yani tek başımayken azda olsa para kazanabilmek için eski bir barda çalışmıştım. Şu an içerisinde bulunduğumuz barla neredeyse aynı büyüklükteydi. Tek fark, bu barda normal kapasitenin neredeyse iki katı insan olmasıydı.Kalabalık dışında dikkatimi çeken başka şeyler de vardı. Mesela ortamda hiç kadın yoktu.
Bu tür barlarda eğlence için kadınların ortalıkta dolaşması şart gibi görülürdü. Gerçi masalarında öylece oturan adamların da eğlenir gibi bir halleri olduğu söylenemezdi.Binanın karamsar yapısına eşlik edercesine somurtkan yüz ifadeleri her yerdeydi.Neyseki, bu duruma çok fazla katlanmamız gerekmedi ve teker teker normal işlerine dönmeye başladılar. Sonunda biraz olsun rahatlama fırsatı bulmuştuk.
-- Sergei, bizi nasıl bir yere getirdin,dostum. Adamlar bize nasıl baktı gördünüz mü? Bir an kendimi noel yemeği masasında ki hindi gibi hissettim,dedi Aleksy.Gergin havayı biraz olsun yumuşatmaya çalışırıyor gibiydi.
-- Bu konuda yalnız değilsin, Aleksy.Adamlar ne yaşamışlarsa, sinirlerini bizden çıkarırcasına baktılar, dedi Niko.Yüz ifadesine onun da neler hissettiğini açıklar gibi gergindi.
Benim düşüncelerim de onlarınkinden farklı sayılmazdı.
-- Beyler, merak etmeyin. Bu bar dışarıdaki herhangi bir sokaktan daha güvenilirdir, dedi Sergei ve bize beklememizi işaret ederek kalabalığın içine girdi.
Sergei'in bu davranışı Aleksy'in biraz sinirlenmesine neden oldu.
-- Bu adam ne yaptığını sanıyor böyle. Bizi burada öylece bırakıp gitti, dedi biraz kızgın bir ses tonuyla.
-- Bir bildiği olduğuna eminim. Ayrıca yaptığı onca şeyden sonra, artık ona güvenebiliriz diye düşünüyorum,dedi Niko.
Kendinden emin konuşuyordu ama Aleksy'in cevabı gecikmedi
-- Biz baltayı elimizden bırakmayalım da, dedi. Anlaşılan tabeladaki yazıyı oda okumuştu.
Onlar aralarında didişirken ben de kalabalık arasında gözden kaybolan Sergei'i arıyordum.O an bana göre sağ tarafta duran,büyükçe bir kapı olduğunu farkettim.Bu barın ana girişi olmalıydı. Anlaşılan biz arka kapıdan girmiştik ve bu da şüpheli bakışları açıklıyordu.Daha önce görmediğin insanların, evinin arka kapısından öylece girdiklerini düşünsene.Pek hoş karşılanabilecek bir durum olmadığı kesin.
Göz aşinalığından olsa gerek, onca insan arasından onu görmem zor olmadı.Bahsettiğim ana girişin yakınlarındaydı ve birileriyle konuşuyordu. Arada da dönüp konuştuğu adamlara bizi gösteriyordu. Açıkçası bu durum beni biraz rahatsız etmişti.Konuşmaları çok ta uzun sürmedi ve Sergei, kalabalığın arasından tekrar yanımıza geldi.
-- Beyler, durum oldukça ciddi. Rus ordusu, şehri Almanlara teslim edip gitmiş, dedi.
-- Ne yani şehri, bu insanları savunmamışlar mı? diye sordum. İçinde bulunduğumuz durum gitgide daha da karmaşıklaşıyordu.
-- Bakın, bu şehir daha önce de düşman askerlerinin eline geçti. Hepsi de kış yaklaşırken çekip gittiler. Muhtemelen gene öyle olacaktır,dedi Sergei.
Doğrusu bu kadar sakin olması garip bir durumdu ama Aleksy, Sergei gibi değildi.Bir adım atıp kısık sesle konuşmaya başladı.
-- Sergei, kusura bakma ama sizin kokuşmuş şehriniz umurumda bile değil. Tek derdim şu lanet zarftan bir an önce kurtulmak ve buradan defolup gitmek. Yeterince açık olabildim sanırım, dedi.
Direkt olarak Sergei'in gözlerinin içine bakıyordu.
-- Bu şehir ne kadar kokuşmuş olsa da benim şehrim. Burada ki insanlar yıllardır tanıdığım dostlarım. Onların sorunları benim sorunlarım.Peki ben yeterince açık olabildim mi? dedi.
Aleksy'in anlamsız çıkışı ortamı yeniden gergin bir hale sokmuştu.Aklımda ki soruyu sormamın tam sırasıydı.
-- Sergei, konuştuğun adamlar, onlar kimdi? diye sordum. Cevap vermesi biraz zaman aldı.
-- Size hala bir can borcum var Karl. O borcumu ödemeye çalışıyorum.Beni takip edin ve mümkün olduğu kadar da dikkat çekmeyin, dedi ve tekrar kalabalığın içine girdi.
Aleksy'in alınmış bir hali vardı ama bunları konuşacak zaman yoktu.Niko, kolumuzdan tutarak bizi kalabalığın içine çekti ve tahta bir kapının önüne kadar Sergei'i takip ettik. Kapının önünde, sandalyede oturan bir adam vardı ve biz geldiğimizde kapıyı yavaşça açıp içeri girmemizi sağladı.Kapıyı kapattığında kendimizi pek te büyük olmayan bir odada bulduk ve karşımızda ayakta duran 4 adam vardı. Bizi bekliyor gibiydiler. Ortadaki adamlardan biri hiç istifini bozmadan konuşmaya başladı.
-- Ben ve arkadaşlarım Rus ordusunun Rostov'da ki son askerleriyiz. Rütbelerimiz önemli değil. Adım Yury Ivanov ve yeteri kadar zamanımızın olmadığını söylemeliyim. Sergei'in anlattıklarına göre elinizde orduya ait bir belge varmış, dedi. Oldukça ciddi bir ses tonuyla konuşmuştu.
Üzerlerinde üniforma yoktu. Bize asker olduklarını kanıtlamalıydılar. O kadar yolu alelacele bir teslim töreni için gelmemiştik.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kara Kutu
Mystery / ThrillerHasta olduğunu bilemeyecek kadar aciz bir adamın tanıştığı insanlarla birlikte her dakika değişen yaşamı ve bu hareketliliğin getirdiği geri dönüşü olmayan ölümcül kararlar. Tam da Stephanov ailesine yakışan bir hayat. (Satışta)
