Soluk soluğaydı ve yüzündeki endişeye de bakılacak olursa yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.
---- Karl,dedi ve kolumdan tutup beni Yury'den uzağa,duvarın kenarına doğru çekti.
---- Köyde bir hareketlenme var. Saate ve hava şartlarına da bakarsak bu hareketlenme hiç hayra alamet değil. İşini bitir ve çıkalım buradan,dedi. Son sözlerini Yury'e doğru bakarak söylemişti.
---- Daha değil. Biraz daha zamana ihtiyacım var,dedim.
---- Bak, yardım etmemizi istedin bizde ettik. Daha fazla burada duramayız. Dışarıdakiler şüphelenmeye başladılar bile, dedi kısık bir ses tonuyla. Kısa bir süre, zaman istercesine yalvaran gözlerime baktıktan sonra konuşmasına devam etti.
---- Tamam, ne yapıyorsan yap ama benden bu kadar. Rastgele bir tutsak alıp çıkıyorum ama senin için değil kendi adım kirlenmesin diye. Bu arada Peter her ihtimale karşı buralarda olacak. Eğer yakalanırsan ya da daha kötü bir şey olursa benden yardım isteme, dedi ve geldiği gibi koşar adımlarla çıkışa doğru yürüdü.
Yury, her ne kadar ondan uzak olsakta mekanın derin sessizliği nedeniyle konuşmamızın çoğunu duymuş olmalıydı.
---- Dostların azalıyor ha arkadaş canlısı Stephanov, dedi alaycı bir tavırla.
---- Merak etme, görünüşte yalnız gibi dursamda beni koruyan birileri hep olmuştur,dedim ve büyük bir zevkle,yüzünde anlık olarak beliren alaycı ifadenin kaybolmasını izledikten sonra konuşmama devam ettim.
---- Adamı duydun, ikimizinde çok fazla zamanı kalmadı. Şimdi anlat bakalım. Vasily Stephanov'a karşı duyduğun öfkenin nedeni ne? diye sordum.
---- Ha şöyle. Biraz da gerçekten hayati önemi olan konulardan bahsedelim,dedi ve bana hiç fırsat vermeden konuşmasına devam etti.
---- Zamanım olmadığını biliyorum. Bu yüzden lafı hiç dolandırmadan, dosdoğru bütün bildiklerimi anlatıcam ama duyacakların konusunda ard arda bir kaç şok yaşayabilirsin. Buna hazır mısın, dedi ve sorgulayıcı gözlerle bana baktı. Sanki tutsak olan benmişim gibi davranıyordu. Hiç istifimi bozmadan doğruca gözlerinin içine baktım ve soğukkanlı bir ifadeyle;
---- Anlat,dedim.
---- Vasily Stephanov, orduda görevli sıradan bir generaldi. Aslında şanslı bir çocukluk geçirebilirdin ama baban burnunu hiç üzerine vazife olmayan işlere soktu evlat ve paçasını kutaramayarak sonunda, bir çok işkenceye de maruz kalarak son nefesini verdi,dedi ve bir anlık duraksamasını fırsat bilerek araya girdim.
---- Ne gibi işler? diye sordum.
---- Rus çarlığı tarihinde tek bir dönem dahi olsa tek ağızdan yönetilmedi. Her zaman devlet içinde bir devlet vardı ve hala da var. Orduda, sarayda hatta esnafların arasında bile. Asla ortaya çıkmazlar ve ne kendilerini ne de yoldaşlarını ele vermezler. Ha bi aptallık yapıp deşifre oldular diyelim, hemen talihsiz bir kaza sonucunda her hangi bir rahatsızlıkları dahi yokken ortadan kaldırılırlar. Tabi bunda neyi kastettiğimi anlayabiliyorsundur diye düşünüyorum. Hatta seni şaşırtmayacak ekstra bir bilgi daha vereyim. Bende bir zamanlar bu teşkilatın içerisindeydim ama onlarla çalışmayalı çok zaman oldu,dedi ve gözlerini bir kaç saniyeliğine kapattıktan sonra devam etti.
---- Her neyse konumuza geri dönelim. Baban, yani ordunun sıradan generali, bahsettiğim bu yapının, içerisinde teşkilata mensup tüm üyelerinin isimlerinin de kayıtlı olduğu bir yığın evrakla birlikte bir anda ortadan yok oldu. Tahmin edersin ki bu durum bir çok üst düzey yetkiliyi de rahatsız etti. Ülkenin her yerinde içlerinde benim ekibiminde olduğu bir çok kiralık askeri birlikle babanı aradık. Sonunda da Azeri Türklerinin yoğunlukta olduğu bir bölgede onu köşeye sıkıştırdık ve çok geçmeden de ele geçirdik ama yanında ne çaldığı evraklar ne de karısı yani annen yoktu,dedi ve tepkimi ölçercesine bir ifadeyle gözlerimin içine baktı.
Açıkçası gerçek anne ve babamı hiç tanımamış olmamın getirdiği rehavetle onlar hakkında iyi ve ya kötü hiç bir duygu hissedemiyordum.
---- Siz de evrakların annemde olduğunu düşündünüz, dedim soğukkanlı bir ifadeyle.
---- Yani, aradığımız asıl hedef baban değildi o kağıt parçalarıydı ve haklısın tüm oklar bir anda annene yönelmişti. Şöyle bir şey de söyleyeyim baban henüz bu işe kalkışmadan annenin hamile olduğunu da biliyorduk ve geçen onca sürenin ardından çocuğun doğduğu konusunda da hemfikirdik. Bunun da bilinciyle uzun süre babanın üzerine gidildi ve sayısız işkencelere maruz bırakıldı.Taş kalbime rağmen o dönem babanın haline ben bile acımıştım ve çok geçmeden de birinin damarına basmış olacak ki sorgu odasında boğazı kesilmiş halde cansız bedenini bulduk. Bizde tahmin edebileceğin üzere hiç zaman kaybetmeden kayıp karısı Aliye Stephanov ve yeni doğan çocuğunun peşine düştük. Uzunca bir süre iz sürdük bir çok aileyi bu uğurda katlettik ve sonunda çocuğu bıraktıkları evi bulduk, dedi ve bakışları bir anda öfkeli bir hal aldı.
O an tüm bedenimde şok etkisi yaratan bir şey farkettim. O gün evimizi basan, tüm ailemi hatta küçük kardeşim Anna'yı dahi katledenler Yury'nin adamlarıydı. Konuşmaya aceleci davranarak ben devam ettim.
---- Onlar senin adamlarındı. Aileme kurşun yağdıranlar senin emrindeydi. Lanet olsun sana Yury. Seni şuracıkta gebertmeliyim,dedim ve elimi cebimdeki tabancaya götürdüm. Tam çıkarıp alnına götürecekken, yüksek sesle haykırarak bir anlık hareketsiz kalmama neden oldu.
---- Sende benim kardeşimi öldürdün. Üst kata çıktığım da her zaman iri cüssesiyle, karşı konulamaz gücüyle karşımda görmeye alıştığım Koca Ivan boğazında ki sayısız bıçak darbesiyle kanlar içerisinde yerde öylece yatıyordu,dedi. Elleriyle hemen önümde ki parmaklıkları kavramıştı ve ses tonu diğer hücrelerde ki yarı ayık yarı baygın askerleri dahi kendine getirmiş olmalıydı.
Her ne kadar zorlansamda sakin bir tavırla konuşmayı ben devraldım.
---- Peki ne uğruna ha. Onca aileyi katlettiniz, bir çoğunu annesiz banasız bir parça ekmeğe muhtaç ettiniz. Hepsi ne içindi. Bir kaç saray ahalisinin huzuru kaçmasın diye miydi her şey. Değer miydi Yury. Kardeşinin hayatına değermiydi,dedim çok ta üzerine gitmeyerek ve bir süre sakinleşmesini bekledim.
---- O saray züppeleri umurumda bile değil. Hepsi daha iyi bir gelecek içindi ve sen bunu benim ellerimden aldın aynı baban gibi, dedi. Bir kaç saniye öncesine göre daha sakin bir ses tonuyla söylemişti bunları.
---- Peki ya Gorbaçov. Onun bu talihsiz olaylar zincirinde ki yeri neydi?diye sordum. Peter'ın ailesi hakkında anlattıkları gelmişti bir an aklıma.
---- Gorbaçov mu? Ivan Boris Gorbaçov mu? dedi ve derinden bir kahkaha attı. Demek Gorbaçov'un bu hikayede ki rolünü merak ediyorsun ha. Söyleyeyim Koca Ivan'ın katili, Gorbaçov bütün bu bahsettiğim kiralık katillerin ipini elinde tutan ve en önemliside baban Vasily Stephanov'un katilidir,dedi samimiyetine ilk kez bu kadar inandığım gerçek bir soğukkanlılıkla.
Söylediği bu sözler beni hayatımı en büyük şokuna uğratmıştı. Gözlerim yerinden fırlayacak gibi sonuna kadar açılmıştı ve vücudumun her karışında ki damarlar sanki içerisinde ki kanı daha fazla tutamayacakmışçasına patlamak üzere gibi gerilmişti. Tam o sırada maruz kaldığım bu ağır şokun etkisindeyken ensemde soğuk bir metalin rahatsız edici sertliğini hissettim.
Yavaşça kafamı çevirip baktığımda karanlık nedeniyle görebildiğim tek şey bir çift kül rengi gözdü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kara Kutu
Mistério / SuspenseHasta olduğunu bilemeyecek kadar aciz bir adamın tanıştığı insanlarla birlikte her dakika değişen yaşamı ve bu hareketliliğin getirdiği geri dönüşü olmayan ölümcül kararlar. Tam da Stephanov ailesine yakışan bir hayat. (Satışta)
