Belli ki nöbetçinin ne masanın üzerindekilerden ne de dün gece olanlardan haberi yoktu. Eğer olmuş olsaydı Oleg elini kolunu sallayarak değil yaka paça getirilmesi gerekirdi. O an nöbetçinin söylediklerinden sonra Kaptan Andrey ile birbirimize baktık. Gözlerinde ki öfkeyle karışık şaşkınlıkla doğrudan bana bakıyordu ve az sonra nöbetçiye vereceği emrin, kafasında son bir sağlamasını yapıyor gibiydi.
---- İçeri alın,dedi bunca anlattığı şeyden sonra ondan beklemeyeceğim bir sakinlikle. Doğrusu Oleg bu kadar yakınına gelmişken onu adamlarına yakalatıp ayaklarının önüne attırması gerekirdi ama verilebilecek kararlar arasından en ihtimal dışı olanını seçmişti. En azından bana göre öyleydi.
---- Emredersiniz Kaptan,dedi ve girdiği gibi saygıyla baş selamını verip kapıyı kapatmayarak dışarıya çıktı. Olanlara hala mantıklı bir açıklama getiremiyordum. Daha demin gözlerimin önünde Oleg'e ateş püsküren Andrey birden sessizleşmişti.
Az sonra da dünden beri uyumadığı her halinden belli olan Oleg kan çanağına dönmüş gözlerle içeriye girdi. Aşırı yorgun görünüyordu ve ayakta zar zor duruyordu. Buna rağmen saygıyla selamını verdi ve aceleci bir tavırla konuşmasına başladı.
---- Her ikinize de dün gece başıma gelenler ile ilgili anlatmam gerekenler var,dedi ve güçlükle sürdürdüğü konuşmasına devam etti.
---- Yüzlerini ve sayılarını göremediğim bir kaç adam beni öldürmek istedi. Zor da olsa ellerinden kaçmayı başardım ve sabaha kadar da bir harabede saklandım,dedi ama bu söyledikleri Kaptan Andrey'in anlattıklarının neredeyse tam tersiydi.
---- Gel buraya evlat, bak bakalım peşindekiler bunlara benziyor muydu? diye sordu. Bir yandan kesik kafaları işaret ediyor bir yandan da imalı bakışlarla doğrudan Oleg'e bakıyordu.
Kısa süreli bir tedirginliğin ardından Oleg bir kaç adım atarak masanın yanına kadar geldi ve teker teker kanla kaplı kafaları inceledi.
---- Dediğim gibi yüzlerini tam göremedim ama sayıları galiba buradaki kafalar kadardı,dedi ama yüzleri gördüğünde çok ta şaşırmış gibi durmuyordu. Oleg'in bu umursamaz tavrı ondan beklemediğim bir sakinlikle hareket eden Kaptan Andrey'i birden öfkelendirmişti. İçinde biriktirdiği sinirden kaynaklandığını tahmin ettiğim iki yanından öylece sarkan titreyen elleriyle bir anda Oleg'in boğazına sarıldı ve onu tek hamlede duvara yapıştırdı.
---- Ne demek yüzlerini görmedim ama sayıları bu kadardı. Sen benle dalgamı geçiyorsun ha,dedi ve donuk gözlerine korkunç bir hava katan kaşlarını daha da çatarak konuşmasına devam etti.
---- Sabaha kadar korkudan saklandığını söylüyorsun. Ne yani bu adamlar kendi kendilerini boğazlayıp sonra da kesik başlarını masama koyum gittiler mi Oleg? dedi öfkesi kat kat daha da artmıştı. Karşısında ki genç ve yorgun beden daha fazlasına katlanamazdı. Bir şekilde araya girmeliydim.
---- Kaptan dur. Öldüreceksin çocuğu yapma,dedim ama hiç te duracak gibi görünmüyordu. O an öfkeden kıpkırmızı kesilmiş gözlerini bana çevirdi.
---- Bu aptala yatan, çocuk dediğin velet en iyi üç adamımı öldürdü sonra da hiç bir şey olmamış gibi ayağımıza kadar gelip bizi yalanlarıyla kandırmaya çalışıyor,dedi ve duvara yapıştırdığı Oleg'i sertçe yere fırlattı. Yaşadığı şokunda etkisiyle kendine gelmeye çalışan genç adam küçükte olsa bir konuşma fırsatı yakalamıştı. Üzerine katil damgası vurulan Oleg, heyecandan kuruyan boğazını bir kaç öksürükle temizledikten sonra yalvarırcasına gözlerle Kaptan Andrey'e baktı.
---- Ben kimseyi öldürmedim Kaptan. Tam tersine bu üç asker sabaha kadar canımı alabilmek için her yerde beni aradı. Söylediklerimin tamamı doğru,dedi samimiyetine inandığım bir ses tonuyla. Açıkçası bu konuda bende ona hak veriyordum. Bu üç tecrübeli, onlarca savaş görmüş askeri tek başına öldürmüş olamazdı ya da onunla ilgili bilmediğim başka şeyler vardı.
---- Yeter,artık saçmalıklarını dinlemek istemiyorum,dedi ve kapıya doğru yöneldi. Az sonra nöbetçilere haber verip onu tutuklatacaktı ama bu Oleg'in sonu olurdu ve hala suçlu olduğu kanıtlanmamıştı.
---- Kaptan dur,dedim ve tam yanımdan geçerken kolundan tutup olduğu yerde kalmasını sağladım. Ardından da zaten yorgunluktan bayılmak üzere olan Oleg'in duyamayacağı bir ses tonuyla konuşmama devam ettim.
---- Henüz suçlu olduğu ispatlanmadı. Eğer şimdi askerlerinize haber verirseniz doğrusuyla yanlışıyla olanları herkes duyar ve Oleg'in suçsuzluğu kanıtlansa bile artık hiç bir şey onun için eskisi gibi olmaz. Bu işi aramızda halletmeliyiz,dedim ama Kaptan Andrey'in başka planları var gibiydi.
---- Sen bu işe karışma Stephanov. Ayrıca babana karşı olan saygımdan dolayı sana ses çıkartmıyorum, şansını fazla zorlama,dedi ve tekrardan kapıya yöneldi ama onu durdurmakta kararlıydım. Bu olayda yanlış olan kafamda oturtamadığım konular vardı.
---- Eğer şimdi o kapıyı açarsan Andrey, seninle birlikte İstanbul'a gelecek başka birini bulursun,dedim olabilecek en kararlı ses tonumla. Peter'a bir can borcum vardı. Onu kurtaramamış olabilirdim ama en azından abisini hala kurtarma şansım vardı. Ayrıca dün gece Oleg'in söyledikleri de hala kulaklarımdaydı. " Burnunun dibindekini göremiyorsun" demişti. Ne demek istediğini öğrenebilmem için her ne pahasına olursa olsun Oleg'in yaşaması gerekiyordu.
Neyseki kararlı ses tonum ve onu zor duruma düşüreceğini umduğum kararım bir anlıkta olsa kapıyı açmasını engellemişti. Artık yalnızca Oleg'e değil bana karşıda öfkeliydi ve bu, derin derin aldığı nefeslerden açıkça belli oluyordu. Elini kapının kulbundan yavaşça çekti ve arkasını dönüp bana doğru dik bir bakış attı.
---- Peki, Karl Maksim Stephanov, isteğiniz nedir? dedi. Adımı, her bir hecesini özellikle vurgulayarak söylemişti ve içerisinde bulunduğu durumdan hiç te hoşnut değildi.
Aslında tam olarak ne istediğimi ben de bilmiyordum ama bir karar vermek zorundaydım ve acele etmeliydim.
---- Oleg'in bizimle İstanbul'a gelmesini istiyorum,dedim ve doğrudan Kaptan Andrey'in bir an da şaşkına dönen, bir buz parçası kadar donuk gözlerine baktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kara Kutu
Misteri / ThrillerHasta olduğunu bilemeyecek kadar aciz bir adamın tanıştığı insanlarla birlikte her dakika değişen yaşamı ve bu hareketliliğin getirdiği geri dönüşü olmayan ölümcül kararlar. Tam da Stephanov ailesine yakışan bir hayat. (Satışta)
